Gazetecilik bazen böyle bir şeydir. Bir köşede oturur, sadece izlersiniz. Not alırsınız. İnsanlara bakarsınız. Davranışlara bakarsınız. Ve çoğu zaman haber dediğimiz şey kürsüde söylenenlerden değil…Salonun içinde yaşanan küçük sahnelerden çıkar.

Ramazan ayı…

İftar sofraları…

Paylaşmak, dayanışmak, kardeşlik…

Teoride böyle.

Pratikte ise bazen bambaşka bir şey izliyoruz.

Son bir aydır Ramazan vesilesiyle neredeyse her akşam bir iftar programına katılıyorum.

Siyasi partiler, iş dünyası, dernekler, federasyonlar, odalar, vakıflar…

Masalar dolu.

Salonlar kalabalık.

Ama bazı sahneler var ki…

İnsan ister istemez gülmemek için kendini zor tutuyor.

Çünkü bazıları için iftarın en önemli kısmı yemek değil.

Protokol masası.

Evet evet…

O meşhur protokol masası.

Sanki oraya oturunca boy uzuyor.

Sanki oraya oturunca kariyer geliyor.

Sanki oraya oturunca memlekete hizmet edilmiş oluyor.

Bir bakıyorsunuz…

Protokol masasına doğru bir akın.

Omuz atanlar.

Sandalye kapmaya çalışanlar.

Birbirine yer açmayanlar.

Hatta bazen küçük çaplı diplomatik krizler.

Bu hafta katıldığım bir iftarda yine böyle bir sahnenin içindeydim.

Esenyurt’ta minibüsçüler kooperatifinin iftarında…

Salon güzel.

İnsanlar samimi.

Ama protokol masasında öyle bir yarış var ki…

İnanın dışarıdan izleyince gerçekten komik bir görüntü oluşuyor.

Yerel siyasetçiler…

Dernek yöneticileri…

Birbirine neredeyse dirsek atarak sandalyeye oturuyor.

Masada yer kalmayınca da…

Yan yana, dip dibe, sıkış sıkış oturuyorlar.

İnsan ister istemez soruyor:

Bu protokol masasında oturunca ne oluyor?

Boy mu uzuyor?

Siyasi kariyer mi başlıyor?

Memleket meseleleri mi çözülüyor?

Yoksa sadece fotoğraflarda görünmek mi mesele?

İşin en ironik tarafı ise şu.

Masada bazen gerçekten hiçbir vasfı olmayan insanlar oturuyor.

Ama aynı masada oturması gereken insanlar…

Ayakta kalıyor.

Mesela kadınlar.

Evet, kadınlar…

Bu iftar programlarının çoğunda zaten kadın sayısı çok az.

Ama iş protokol masasına gelince…

Kadınlar neredeyse görünmez oluyor.

Üstelik daha birkaç gün önce…

8 Mart’tı.

Kürsülerden neler söylendi?

“Kadınlar toplumun temelidir.”

“Kadınlar baş tacımızdır.”

“Kadınlar siyasette daha fazla yer almalı.”

Karanfiller dağıtıldı.

Fotoğraflar çekildi.

Mesajlar verildi.

Ama aynı siyasetçiler…

İftar masasında kadınlara yer vermeyi akıl edemedi.

İşte tam da bu yüzden insan ister istemez şunu düşünüyor:

Kürsülerden edilen o büyük cümlelerin ne kadarı samimi?

Kadınlardan söz ederken mangalda kül bırakmayanlar,

iş gerçek hayata gelince en basit nezaketi bile gösteremiyorsa…

Kusura bakmayın ama bu sözlerin samimiyetini sorgulamak da bizim hakkımız.

Çünkü bazen siyasette en çok duyduğumuz cümleler değil,

en basit davranışlar gerçeği gösterir.

O akşamki iftarda buna birebir şahit oldum.

DEM Parti’nin Esenyurt ilçe eş başkanlarından biri olan kadın siyasetçi…

Bir süre ayakta kaldı.

Protokol masasında oturan onca kişiden biri çıkıp da

“Buyurun, siz oturun” demedi.

Çünkü o masada başka bir yarış vardı.

Protokol yarışı.

Şimdi insan merak ediyor.

Acaba bu siyasetçiler bir gün dışarıdan kendilerine baksa…

Ne görürler?

Koskoca adamların sandalyeye yer kapma telaşı.

Dirsekler.

Omuzlar.

Sıkışmış sandalyeler.

Ve bütün bunların ortasında…

Gerçekten çok komik bir tablo.

Ramazan sofraları aslında paylaşmanın sembolüdür.

Ama bazen bazı sofralarda paylaşılmayan tek şey…

Sandalyeler oluyor.

O yüzden küçük bir önerim var.

Bir dahaki iftar programında…

Protokol masası yerine

belki biraz tevazu denemek lazım.

İnanın…

O zaman hem iftarın tadı artar.

Hem de görüntü daha az komik olur.