Siyasette krizler bazen çıkarılır, bazen yönetilir, bazen de hiç kimsenin planlamadığı şekilde kendi kendine büyür. Benim asıl dikkat çekmek istediğim nokta tam da burası.
Bugün konuştuğumuz fon krizi, yalnızca birkaç kişinin, birkaç kurumun ya da sadece finans piyasalarının meselesi olarak görülmemeli.
Çünkü işin içinde vatandaşın güveni, yatırımcının geleceği ve devlet kurumlarına duyulan itimat var.
Son günlerde yaşanan gelişmelere baktığımda benim gördüğüm tablo şu:
Bu mesele artık üzeri kapatılarak geçiştirilebilecek bir noktada değildir.
Kim ne yaptı?
Hangi kararlar alındı?
Hangi mekanizmalar devreye girdi?
Kim, neyi zamanında gördü veya göremedi?
Varsa ihmaller nerede başladı?
Varsa yanlış uygulamalar kimlerin sorumluluğunda?
Bunların tamamının açık ve şeffaf biçimde ortaya konulması gerekiyor.
Çünkü vatandaşın parasının veya yatırımcının güveninin söz konusu olduğu yerde, “merak etmeyin, sorun kontrol altında” demek tek başına yeterli değildir.
Millet artık sonucu değil, gerçeği de bilmek istiyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da 24 Eylül’deki açıklamasında yaşanan sorunun sermaye piyasalarının sınırlı bir alanında ve belirli sayıdaki fonda ortaya çıktığını, finansal sistem ve Türkiye ekonomisi açısından genel bir risk olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti. (Duyuru)
Ben burada başka bir noktaya dikkat çekmek istiyorum.
Bir kriz ortaya çıktıysa önce vatandaşın mağduriyeti giderilmeli. Ardından krizin nasıl meydana geldiği bütün yönleriyle araştırılmalı.
Çünkü sadece görünen yarayı kapatmak yetmez.
Hastalığın kaynağını bulmadan yapılan tedavi, günü kurtarabilir ama problemi çözmez.
Benim beklentim de tam olarak budur.
Kimsenin siyasi kimliğine, makamına veya yakınlığına bakılmadan; olayın içinde sorumluluğu bulunan herkesin hukuk çerçevesinde incelenmesi gerekir.
Burada mesele bir siyasi parti meselesi değildir.
Mesele bir kişi meselesi de değildir.
Mesele, devlete ve finans sistemine duyulan güven meselesidir.
Devletin gücü de zaten burada ortaya çıkar.
Yanlış yapan kim olursa olsun hesap verebiliyorsa, vatandaşın hakkı korunabiliyorsa ve kurumlar kendi içindeki sorunları ortaya çıkarıp düzeltebiliyorsa devlet güçlüdür.
Benim kanaatim şu:
Fon krizinde artık pansuman değil, kapsamlı bir teşhis gerekiyor.
Vatandaşın mağduriyeti varsa giderilmeli.
Piyasanın güveni yeniden tesis edilmeli.
Ve en önemlisi, bu krize yol açan süreç bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkarılmalı.
Kimsenin peşinen suçlu ilan edilmesine de, kimsenin makamı veya siyasi kimliği nedeniyle korunmasına da gerek yok.
Belge konuşsun, hukuk konuşsun, gerçek ortaya çıksın.
Çünkü bugün çözülmeyen bir sorun, yarın çok daha büyük bir güven krizinin kapısını açabilir.
Benim ŞOK Gazetesi köşemden söyleyeceğim budur:
Fon krizinin üzeri örtülmemeli.
Vatandaşın hakkı korunmalı.
Sorumluluk varsa ortaya çıkarılmalı.
Ve devlet, kendi kurumları içinde nerede aksama varsa onu da görmekten çekinmemeli.
Çünkü güçlü devlet, sorun yokmuş gibi davranan değil; sorun varsa üzerine kararlılıkla giden devlettir.
Önümüzdeki günlerde bu sürecin nasıl ilerleyeceğini hep birlikte göreceğiz.
Ben de gelişmeleri, kimseye peşin hüküm vermeden, ama vatandaşın hakkını ve kamu yararını merkeze alarak takip etmeye devam edeceğim.