Çocukluğumuzdan beri korku, en önemli eğitim konularımızdan biri. Korkuyla eğilip bükülüyoruz. Şekil veriliyor bize. Hatta geleceğimize yön veriliyor. Gelecekte nasıl bir insan olacağımız, üç aşağı beş yukarı belli oluyor.

Ama gelin görün ki; hayat kendi tecrübelerimizle şekillenmek için çok kısa. Hata yapmak, hata yapmaktan korkmak ve bu yönde kendimizi değiştirmek. Ya da değiştirilmek…

Yeni bir araştırmadan bahsetmek istiyorum. Bir şeyin tehlikeli olduğunu öğrenmek için tehlikeyi bizzat yaşamamız gerekmiyor. Başkasının başına geleni izlemek beynimize yetebiliyor.

Deneylerde insanlar başka bir kişinin bazı işaretlerin ardından acı veren bir uyarana maruz kaldığı videoları izlediler. Bazı durumlarda acının ne zaman geleceği belliydi, bazılarında ise belirsizdi.
Sonra araştırmacılar izleyen insanların beynine baktılar. Ve amigdala, hipokampus ve ön insula adı verilen bölgelerin, kişi acıyı kendisi yaşamamasına rağmen tehlikenin düzenini öğrenmeye başladığını gördüler. Özellikle ön insula, “Birazdan kötü bir şey olacak” beklentisini takip ediyordu.

Yani beynimiz yalnızca yaşadıklarından korkmuyor, başkasının başına geleni gördüğünde de korkmasını biliyor.

Bunun bilimdeki genel adı “observational learning”, yani “gözlem yoluyla öğrenme” veya “vicarious learning”, yani “dolaylı öğrenme”. İnsanların başkalarının deneyimlerinden korku öğrenebildiği zaten biliniyordu. Yeni çalışmanın ilginç tarafı, beynimizin başkasını izleyerek tehlikenin zamanlamasını bile öğrenebildiğini göstermesi.

Bir arkadaşınız uçakta türbülans başlayınca paniğe kapılıyorsa, siz daha önce türbülanstan hiç korkmamış olsanız bile onun davranışını izleyerek “Burada korkulacak bir şey var” mesajını alabilirsiniz.

Hatta çevremizde sürekli “Başımıza kötü bir şey gelecek” diyen insanların bizi neden etkileyebildiğini anlamak açısından da düşündürücü. Beyin yalnızca insanların söylediklerinden değil, başkalarının korku tepkilerinden de öğreniyor.

Korku; bizi yöneten bir duygu. Yön veriyor, geliştiriyor, bozuyor, tekrar birleştiriyor.
Neden korktuğunuz bile, bazen sınıfsal olabiliyor.

Hiç işsizliği tatmamış olabilirsiniz; Allah tattırmasın. Kimseyi düşürmesin. Annemin sözlerinden biri şudur, çocuklarıma söyler; Allah tattığından geri bırakmasın. Yani bu yaşadığı hayattan geri düşürmesin. İşsizliği hiç tatmadınız ama en yakınınız bunu tattığında, işte o sizin örnek korkularınızdan birine dönüşüyor. Belki işle ilgili şikayet ettiğinizde, belki çok para harcadığınızda, siz frenleyen bir mekanizma haline geliyor.

Korku hayatımızın her alanında var. Bebekliğinizde yüksek ,ani sesten korktunuz. Ağlamaya başladınız. Bugün çaresizlik içindesiniz, artık ani ses de yok. Ama ağlıyorsunuz.

Başkalarının başına gelenler de sizi korku konusunda eğitiyor. Ama korku her zaman sizi üzmüyor. Korku bazen sizi hırçın yapıyor. Kaybetme korkusu; huysuz ve aksi yapıyor. Nasılsa başınıza gelecekmiş gibi, şimdiden o keyifsizlik ve mutsuzluk sizi sarıyor. Ve işte bugününüzü mahvetti bile.

Korku sadece bu ana hapsetmiyor sizi. Geleceğe de ket vuruyor. Hatta en çok geleceği etkiliyor. Adım atmakta zorlanıyorsunuz. Tedirgin ediyor. Kaybettiriyor.

Geçmişte çalıştığım şirketlerin birinde genel müdür şöyle demişti sohbet esnasında: işçiye borç vermek olağandır, bu onu işe ve iş yerine bağlar. Kısa ve öz anlattığı buydu. Oysa burada aslında borcu alanın korkusunu kullanmaktır durum ezcümle. Borcu ödeyebilir miyim? Burdan gitmek istesem borcu nasıl öderim? Ya bana bişey olursa? Memnuniyetsizliğim artarsa nasıl giderim? Gergin bir süreç ve performansa nasıl yansır, bilinmez. Ama patronaj bunu , bu korkuyu işte kalmak olarak kullanmaya devam eder. Korkarak işe sarılırsınız. Yine korkularımız yönetildi.

Hayat herşeyi yaşayacak kadar uzun değil. Bazen başkalarının yaşadıklarını, dramlarını, trajedilerini de gözlemlemek gerekir. Ders çıkarmak gerekir.

“Başkalarının hayatından ders alın; insan bütün hataları kendi yapacak kadar uzun yaşamıyor" sözü, genellikle Tolstoy veya Eleanor Roosevelt'e atfedilir. Benzer şekilde Otto von Bismarck'ın "Akıllı insan başkalarının hatalarından ders çıkarır" sözü de sıkça kullanılır.

Korkalım ama titremekle vakit kaybetmeyelim. İşe koyulalım.

Tekrar görüşelim
Didem Dede