Bazen bir fıkra, sayfalarca yazıdan daha fazla şey anlatır. Bazen de yaşadığımız hayatın tam ortasında öyle olaylar görürüz ki, insan ister istemez dönüp kendisine şu soruyu sorar: Biz gerçekten gördüğümüze mi inanıyoruz, yoksa inanmak istediğimize mi?

Bugün iki hikâye üzerinden biraz bunu konuşmak istiyorum.

Çünkü benim gazetecilik ve köşe yazarlığı anlayışımda mesele sadece yaşanan olayı anlatmak değildir. Ben, olayın arkasına bakmayı, “Neden oldu?”, “Kim ne yaptı?”, “Sonuçta kim kazandı, kim kaybetti?” sorularını sormayı önemli buluyorum.

Sadece sivrisineği öldürmekle bataklık kurumuyor.

Bataklığın kendisini kurutmadığınız sürece aynı sorun, başka bir biçimde yeniden karşınıza çıkıyor.

MAYMUN BORSASI

Bir köye bir adam gelir.

Köylülere, ormandaki maymunları kendisine getirmeleri halinde tanesini 100 liradan satın alacağını söyler.

Köylüler başlar maymun yakalamaya.

Kolay para…

Adam birkaç gün sonra fiyatı 200 liraya çıkarır.

Sonra 300…

500…

Derken köylüler ormanda maymun bırakmamaya başlar.

Herkes kazanıyordur.

Sonra adam, “Şehre gitmem gerekiyor. Bir hafta sonra döneceğim. Geldiğimde maymunların tanesine 1000 lira vereceğim” der ve yardımcısını köyde bırakır.

Yardımcı köylülere gizlice bir teklif yapar:

“Patronun topladığı maymunlar kafeste. Size tanesini 700 liradan vereyim. Patron geldiğinde 1000 liraya satarsınız. Aradaki 300 lira sizin kârınız.”

Köylüler hesap yapar.

Mantıklı görünür.

Kimisi evini, kimisi ineğini, kimisi birikimini satar.

Ve bütün paralarını vererek kafesteki maymunları satın alırlar.

Sonra ne olur?

Ne patron geri gelir, ne de yardımcısı.

Köylülerin elinde bir sürü maymun, cebinde ise beş kuruş kalmıştır.

Şimdi soruyorum:

Bu hikâye gerçekten sadece maymunlarla mı ilgili?

Bence hayır.

Bu hikâye; kolay kazanç vaadine, sorgulamadan yapılan yatırımlara, “herkes kazanıyor” düşüncesine ve insanın açgözlülüğünün nasıl kullanılabileceğine dair çok ciddi bir ders veriyor.

Hayatta her yüksek fiyat, gerçek değer anlamına gelmez.

Her kazanç vaadi de gerçek kazanç değildir.

Bazen herkesin peşinden koştuğu şey, tam da en dikkatli olmamız gereken şeydir.

DERVİŞİN HIRKASI

İkinci hikâyede ise yaralı bir kuş, Hz. Süleyman’a giderek kendisine zarar veren bir adamdan şikâyetçi olur.

Adam derviş kıyafetindedir.

Savunmasında, kuşu avlamak istediğini ancak kuşun kaçmadığını, yakalamaya çalışırken kanadının kırıldığını söyler.

Hz. Süleyman kuşa sorar:

“Sen neden kaçmadın?”

Kuşun cevabı çok anlamlıdır:

“Onu derviş kıyafetiyle gördüm. Ondan bana zarar gelmeyeceğini düşündüm.”

Sonra kuş çok daha önemli bir şey söyler:

“Onun kolunu kırmayın. Hırkasını çıkarın. Çünkü beni asıl o hırkayla kandırdı.”

İşte meselenin özü burada.

İnsanları kıyafetiyle, makamıyla, unvanıyla, görüntüsüyle değerlendirmemek gerekir.

Çünkü bazen görüntü başka, gerçek bambaşkadır.

Bir insanın ne söylediğinden önce ne yaptığına bakmak gerekir.

Bir makamın büyüklüğünden önce o makamda yapılan işe bakmak gerekir.

Bir kişinin sıfatından önce ortaya koyduğu davranışlara bakmak gerekir.

Çünkü hırka değişebilir.

Unvan değişebilir.

Makam değişebilir.

Ama yapılan işin sonucu ortada kalır.

KISSADAN HİSSE

Benim bu iki hikâyeden çıkardığım sonuç çok açık:

Sorgulamadan inanmayalım.

Kolay kazanç vaatlerine kapılmayalım.

Görüntüye aldanmayalım.

Ve en önemlisi…

Kim ne söylüyor diye değil, ne yapıyor diye bakalım.

Bugün siyaset konuşuyoruz, ekonomi konuşuyoruz, futbol konuşuyoruz, toplumun sorunlarını konuşuyoruz.

Her alanda aynı şey geçerli.

Bir olay olduğunda sadece sonucu tartışmak yetmez.

O sonucu doğuran şartları da konuşmak zorundayız.

Benim köşe yazılarımda da anlatmak istediğim tam olarak bu.

Ben sadece gördüğümü yazmak istemiyorum.

Görünenin arkasındaki gerçeği sorgulamak istiyorum.

Çünkü bazen asıl mesele kafesteki maymun değildir.

Asıl mesele, o kafesi kimin kurduğudur.

Bazen asıl mesele hırkanın kendisi değildir.

Asıl mesele, o hırkanın arkasına kimin saklandığıdır.

Ve hayat bize şunu defalarca gösteriyor:

Görüntüye değil, gerçeğe bakın.

Söze değil, icraata bakın.

Hırkaya değil, insanın yaptığına bakın.

Ben de bundan sonra köşemde tam olarak bunu yapmaya devam edeceğim.