Bugün 6 Şubat. Takvim yaprakları bu tarihi bir kez daha gösterdiğinde, ülkenin kalbi hâlâ sızılı. Üç yıl önce sabahın o soğuk saatlerinde, toprak sarsıldı, şehirler içine göçtü, hayatlar saniyeler içinde paramparça oldu.

Kahramanmaraş’ta başlayan o korkunç titreşim, on bir ili yerle bir etti. Resmî sayılar 53 binden fazla canı kaydetti; geride kalanlar ise sayısız acı, yıkım ve “keşke”lerle baş başa kaldı.

Ama bu acı yalnızca 6 Şubat’a mı ait?
Hayır.
1999 Körfez depremi: 17 bin can.
2011 Van depremi: yüzlerce kayıp.
2020 İzmir depremi: 117 evladımız.
Ve daha geriye gidersek, her on yılda bir tekrarlanan bir kader gibi karşımızda duruyor bu acılar. Her seferinde aynı cümleleri kurduk: “Bu son olsun.” “Artık hazırlanalım.” “Bir daha asla!” Ama her seferinde, acı dindiğinde, yaralar kabuk bağlamaya yüz tuttuğunda, unuttuk.

6 Şubat 2023, sadece bir deprem değildi.
O, geçmişten ders almadığımızın, hafızamızın ne kadar kısa olduğunun ve doğanın yasalarını görmezden gelmenin bedelinin devasa bir yansımasıydı. “Deprem olursa ne yaparız?” sorusu, artık geçerliliğini yitirdi. Çünkü soru bu değil. Asıl soru şu:

“Deprem olmadan önce ne yapacağız?”

Bu soru, sadece devletin, belediyelerin, mühendislerin değil; hepimizin sorması gereken bir soru. Çünkü deprem bir doğa olayıdır; felaket ise tedbirsizliktir. Ve bu tedbirsizlik, yalnızca çürük binalarda değil, zihnimizde de başlıyor.

Her an yeniden sarsılabiliriz. Peki biz ne kadar hazırız? Evimiz güvenli mi? Ailemizle bir buluşma noktamız var mı? Deprem çantası hazır mı? Okullarımızda, iş yerlerimizde tatbikat yapıyor muyuz? Şehirlerimizi planlarken zemin gerçeğini dikkate alıyor muyuz? Mevcut binaları güçlendirmek için somut adımlar atıyor muyuz?

Bugün, 6 Şubat’ta, kaybettiklerimizi saygıyla anarken, onlara borcumuzu ancak bir şekilde ödeyebiliriz: Unutmayarak.
Unutmayarak hatırlamak… Yani, acıyı bir anma törenine hapsetmeden, her gün eyleme dönüştürmek. Depremi, yalnızca geçmişin trajedisi olarak değil, geleceğin sorumluluğu olarak görmek.

Eğer bugün de aynı sözleri tekrarlayıp, yarın aynı unutuşa teslim olursak, gelecek de geçmiş gibi olacak. Ama eğer hafızamızı diri tutar, bireyden topluma, sivilinden resmîsine herkes üzerine düşeni yaparsa, bir daha “keşke” demeyiz.

Çünkü deprem öldürmez, tedbirsizlik öldürür. Ve biz, artık tedbirsiz olmayı göze alamayacak kadar çok acı çektik.

Bugün, hatırlama günü olsun.
Yarın, harekete geçme günü.