Bazen bir futbol maçının istatistikleri, sahadaki hikâyeyi anlatmaya yetmez. Fenerbahçe'nin Samsunspor'u 2-0 yendiği dün gece de öyleydi.
Top kullanma yüzdeleri neredeyse eşitti, evet. Samsun, son beş maçında sadece iki beraberlik alabilmişken, bu kez tahmin edilebilir bir stratejiyle sahaya çıktı: Topu tut, tempo düşsün, savunma yap, hayatta kal.
Fenerbahçe, ele geçirdiği her topu ileriye, gol olma ihtimaline taşımak için ısrar etti. Bu ısrarın en somut bedeni, sağ kanatta fırtına gibi esen yeni transfer Anthony Musaba oldu. İlk maç, üzerindeki tüm spot ışıklarıyla bir sınava dönüşebilirdi. O ise bu sınavı, çok rahat geçti. Samsun savunmasını tek başına yıpratan, dengesini bozan, hücum hattına can suyu olan bir dinamitti. Attığı goller ise sadece bir skor değil, ileriye bir mesajdı:
Bu mesajı veren sadece Musaba değildi aslında. Arka planda, ellerindeki malzemeyi en verimli şekilde işlemeye odaklanmış bir teknik direktör vardı: Tedesco. Talisca, Fred, En-Nesyri, Nene gibi kritik isimlerden yoksun bir kadroyla sahaya çıkmak, kolayca mazerete dönüştürülebilirdi. Ancak hocanın dilinde şikayet değil, çözüm vardı. "Elimde ne var, bununla nasıl kazanırım?" sorusuna verdiği cevap, taktik disiplin ve genç transferi sahaya sürerek onu motive etme kararlılığıyla şekillendi. Musaba'yı hemen oynatarak verdiği güven, kulüpte yeni bir dönemin kapısını aralıyor adeta: "Buraya gelen, hemen benimsenir ve hemen sorumluluk alır."
Skriniar'ın neredeyse kusursuz defansif performansı, sahada kurulan dengenin diğer ayağıydı. Sadece 2 top kaybıyla oyunu yönetti. Bu, savunmanın omurgasının sağlam olduğunun, hücumdaki yaratıcılığa zemin hazırladığının göstergesi.
Maçın genel fotoğrafına bakınca; Fenerbahçe, eksiklerine rağmen yaratıcı, ısrarcı ve etkili olmayı başardı. Samsunspor ise ligdeki kalitesine rağmen, son dönemdeki düşüş eğilimini bu maçta da sürdürdü. Rakip ceza sahasına yapılan 13 müdahale ve 9 hedefli şut, Fenerbahçe'nin galibiyeti sonuca dönüştürme konusundaki eksikliğini değil, gol olacak pozisyon üretme konusundaki becerisini gösterdi. İki direkten dönen top şansızlıktı, evet, ama ısrarcı bir hücum zihniyetinin de sonucuydu.
Sonuç olarak: Bu maç, sadece üç puanın değil, bir zihniyetin de kazanıldığı bir gece oldu. "Eksiklerimiz var" demek yerine, "mevcutla ne yaparız?" diye soran bir teknik ekibin ve kendisine verilen fırsatı anında değerlendiren yeni bir yıldız adayının sahneye çıkışıydı. Musaba'nın attırdığı goller, sadece tabelayı değil, sezonun geri kalanına dair beklentileri de hareketlendirdi.