Hacıosmanoğlu'nun duyduğu şey sadece bir teknik direktörün yorumu değil, koltuğunu kapma ihtimali olan bir ismin sesi miydi?

Türkiye, Avustralya’ya 2-0 yenildi. Maçtan sonra Fatih Terim konuştu. Söylediği şey aslında basitti: takıma şimdi değil, turnuva bittikten sonra hesap sorulmalı. “İki maç daha bekleyelim, hesap sorarız” dedi.

Bu kadar.

Ama TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu bu cümleyi öyle duymadı. Sert çıktı, Terim’i “İmparator” lakabına yakıştıramadığını söyledi ve sordu: “Kimden hesap soracaksın? Oyunculardan mı, teknik kadrodan mı, yönetimden mi?”

GADAMER’İN UFUKLAR TEORİSİ

İki videoyu da izledim ve benim kafamda Hans-Georg Gadamer devreye girdi. Ama süs olarak değil, gerçek bir araç olarak. Gadamer’e göre anlama hiçbir zaman boş bir zeminde gerçekleşmez. İnsan bir cümleyi yalnızca kulağıyla duymaz; geçmişiyle, konumuyla, korkularıyla duyar. Herkesin baktığı bir “ufuk” vardır ve aynı söz bu ufuktan geçerken kırılır.

Peki bu iki adamın ufku neden bu kadar farklı?

GEÇMİŞİN AĞIRLIĞI VE KOLTUĞUN KIRILGANLIĞI

Terim’in ufkunda elli yıllık bir kariyer var. Şampiyonluklar, A Milli Takım’daki uzun yıllar, “İmparator” lakabını ona veren bir kamuoyu hafızası. O konumdan bakan biri için “hesap sorarız” cümlesi gayet doğal bir teknik adam refleksidir… Turnuva bitmeden takımı yargılamamak, değerlendirmeyi sona bırakmak.

Hacıosmanoğlu’nun ufku bambaşka bir yerde duruyor. O bir teknik adam değil, kurumsal bir makamın başında. Federasyon başkanlığı, sürekli “kimin sorumlu olduğu” sorusuna açık, kırılgan bir koltuk. Böyle bir konumdan bakıldığında “hesap sorarız” cümlesi nötr bir teknik yorum değil, doğrudan kendisine yöneltilmiş bir tehdit gibi duyulur. Nitekim Hacıosmanoğlu’nun cevabı da tam bunu gösteriyor: burası hesap sorma ya da hesap verme yeri değil diyerek, meseleyi kendi makamının savunmasına çeviriyor.

KULİSLERİN SOMUT GÖLGESİ

Ve bu ufkun arkasında soyut bir kırılganlık değil, çok somut bir gölge var: Terim’in adı son haftalarda TFF başkanlığı için anılıyor. Bazı kulis haberlerine göre belirli çevreler onu bu göreve hazırlıyor; Terim camia tarafından federasyonun başına öneriliyor. Bu noktada Hacıosmanoğlu’nun duyduğu şey sadece bir teknik direktörün yorumu değil, koltuğunu kaptırma ihtimali olan bir ismin sesiydi demek yanlış olmaz.

Gadamer’in çerçevesinden bakınca da bu, ufuk farkının en çıplak hali: Terim konuştuğunda geçmişiyle konuşuyor, Hacıosmanoğlu dinlediğinde geleceğiyle dinliyor.

Bilirsiniz bazen insanı asıl rahatsız eden, söylenen sözün kendisi değil, o sözün hangi kapıyı açabileceğidir. Özetle Hacıosmanoğlu’nun tepkisi, sözün kendisine değil, o sözün açabileceği kapıya verilmiş bir cevap.