Güzel bir temmuz gününden herkese selamlar. Temmuz günündeyiz ama İstanbul’da yağmur var. O nedenle de harika bir gün.
Ormanın kenarında, kuş cıvıltıları ile huzur dolu bir hafta sonunu, yağmurla karşıladık. Yağmur ve serinlik hafta sonu sürprizi oldu. Ben bu yazıyı yazarken, bir yandan da tohum krakeri atıştırıyorum. Son zamanların en popüler tarifi, bu yazının sonunda olacak. Zaten pratik tarifler için, YouTube kanalımı da ziyaret edebilirsiniz. İsmi “Didem’le gözkararı”. Formatı, hemen hemen hiçbir şeyin ölçüsünün olmaması. Her şey gözkararı.
Sosyal medya bu konuyu konuştu; İstanbul’da tacizci var. Avrupa yakasından, Anadolu yakasına geçiyor. Ordan oraya, burdan buraya; sınır tanımıyor. Diyoruz ki evi burda, iş yeri orda herhalde. Her gün ana haber bültenlerinde. Kamera görüntüleri yayınlanıyor. Tacizci, iş yerlerine giriyor, çeşitli bahanelerle ve oradakileri kâh sözle kâh fiziki olarak taciz ediyor. Kimse de ilk önce konduramıyor. Kılığından kıyafetinden ihtimal vermiyor. Yaşadıkları şeyi anlayamıyorlar.
Bu haber böyle sosyal medyada yayınlanırken, tacizcinin bir kadın olduğu görüntülere yansıyor. Üstelik genç bir kadın. Yanlış anlamışlardır diye görüntüleri bir daha izliyorsunuz. Ve maalesef her şey doğru. Tacizci denince, kadın beklemiyorsunuz tabii. Bu şoku hepimiz yaşadık.
Röportaj yapılan mağdur erkekler konuşuyor;
Güzel de bir kadındı, ihtimal vermedim.
Ablacığım ne yapıyorsun dedim, anlamadı.
Beni tacizcilikle suçlamak için yapıyor sandım.
Öpmeye çalıştı, birşey yapamadım.
Bu yazı yazılıyorken, genç kadın gözaltına alındı. Ve akıl sağlığı ile ilgili rapor istendi. Akıl sağlığı raporu istendi. Akıl sağlığı…
Çok ekstrem bir hikaye. Altında ne var bilmiyorum. Allah şifasını versin. Lakin şunu söylemeden edemem, çok büyük bir laftır bu. Hazır olun. Hayatı boyunca tacize uğramamış kadın yoktur.
Çok travmatik, dramatik, şoke edici. Ama doğru.
Bazen acemilikten, bazen hümanizmden, bazen de etrafımızdakilerin başına bela açılmasın diye sessiz kalmışlığımız çok olmuştur. Şimdi kadınlar olarak, hepimiz birbirimizi anladık ve kardeşçe sarıldık. Buna inanıyorum. Çok değişik tacizci tipleriyle karşılaştık eminim. Hepsi birbiriyle yarışır.
Mesela bir kez, belediye otobüsünde ayakta, tutamaçlara tutunmuşken kalabalıkta; yanımdaki adamın tuhaf hareketlerini takibe almıştım. O da enteresan tacizcilerden biriydi, hakkını vermeliyim. Üstü başı düzgündü, zaten genelde böyle olur. Tersi olsa zaten yanınıza çok yaklaştırmazsınız. Bu tacizcinin elinde bir iş çantası vardı, Bond çanta gibi. Otobüsün ani frenlerinden sendeliyoruz ama yine de tutamaçlardan güç alıyoruz. Kendi auramızın dışına çıkmamaya çalışıyoruz ki kimseyi rahatsız etmeyelim. Fakat bu adam, arabanın ani hareketlerinden ve titreşimlerinden bağımsız olarak çantasını kullanmaya başladı. Evet çantasını kullanmaya başladı. Çantasını, bana fazla yaklaştırmaya başladı. Ne kadar çekilsem de bana değmeyi başarıyordu. Çantasıyla bana dokunduğunu farkettim. Çantasıyla. Rahatsız oldum, çekildim. Ama bunu hiç garipsemedi, devam etti. Zaten bir tacizci olduğunu, umursamazlığından ve ısrarcılığından anlıyorsunuz. Bir patırtı çıkarsanız, kimse sizi çantasıyla taciz ettiğine inanmaz, görmezse tabii. O gün erken indim ve yürüdüm. Acemilik.
Bir kere de yine otobüste, koridor tarafında otururken; ayakta olan kişi bana fazla yaklaştı. Ben oturuyorum, o ayakta. Bir iki üç derken biraz çekil dedim. Bana “ senin ağzını yüzünü kırarım” dedi. Sonra bir patırtı tabii.
Bir başka taciz hadisesi, İstanbul’u baştan başa gezen metrobüste. En öndeki 1,5 kişilik koltukta oturuyorum. 2 kişi oturulması imkansız, berbat bir koltuk. O zaman niye 1 kişilik yapmıyorsunuz? Toplam 2 saatlik bir yolculuk. Anadolu yakasından Avrupa yakasına geçiyorum ve sabah saat 7. Biraz uyukladım, okula gidiyorum. O arada araba kalabalıklaşmış. Yanıma cüssesi fazla bir yaşlı adam oturmaya çalıştı. Tek bile sığamaz o koltuğa ama neyse dedim az daha yer bıraktım ona, cama yapıştım. Tabi çok dar bir alan ve fazla yakınız, zaten bundan son derece rahatsızım ama yaşlı diye de çok ses etmiyorum. Ne yapabilir en fazla, 60-70lerinde bir amca? Amca bir süre sonra, sanki bacağına masaj yapıyor gibi hareketler sergilemeye başladı. Tabii bu arada bitişik olan benim bacağıma da dokunuyor. E malum sonuç; patırtı gürültü ve metrobüsten atıldı.
Özellikle tacizcilerin en sevdiği yerler, sinsice takılabildikleri toplu taşıma araçlarının en yoğun saatleri. Hanım kardeşlerime hatırlatırım. Acaba diye kendinize sormayın, kendinizi suçlamayın. Onlar tacizci, hatta bazıları hastalık seviyesinde. Yakalansalar ve akıl sağlığı raporu beklense; aramıza salınamayacak kadar hastalar. Ama biz hep kendimizi suçladığımız için, bu tacizcileri başka kurbanlar bulmaya; sokağa salıyoruz. Kendinizi suçlamayın. Sizi temin ederim, %99 hatalı onlar. Siz yanlış anlamıyorsunuz, gerçekten bunu yapıyorlar. Sesinizi çıkartın. Bağırın, sessiz kalmayın. Rezil olan siz değilsiniz, taciz eden. Korkmayın. Etrafınızdaki kadınlardan güç alın. Mesela etrafınızda ben varsam, bana sığınabilirsiniz. Kimseyi yarı yolda bırakmam, sizi tacizcilere yem etmem. Merak etmeyin.
Gelelim tohum krakere. Tam böyle gergin hikayeler, anılar okumuşken; bu sizi mutlu edecek.
Malzemeler
Cia tohumu
Keten tohumu
Kinoa
Önce bunları sıcak suda bekletiyoruz. Ölçüler göz kararı. Birer çay bardağı olarak deneyebilirsiniz. En az 1 saat , şişecekler. Ve bu bulamaca benzeyen karışıma , çekirdek içi, susam ve çörek otu katıyoruz. Baharat, tuz ve zeytinyağı gezdiriyoruz. Karıştırıp, tepsiye ince bir şekilde yayıyoruz. 160 derecede kızaracak ve kıtır hale gelecek, ortalama 45 dakika. Sürekli takip edin, yanmasın. Ve harika bir kraker, hazır. İçi vitamin, mineral dolu. Uzmanlar öneriyor. Afiyet olsun.
Tekrar görüşelim
Didem DEDE