“Artık hiçbir kural yok” sözü ne anlama geliyor? Sevgili okurlar, Rusya-Ukrayna savaşında artık hepimizin dikkatle takip etmesi gereken yeni ve son derece kritik bir aşamadan söz ediliyor.

Financial Times’ta yer alan bir haberde, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ukrayna’ya yönelik saldırılarda kısıtlamaların kaldırılması yönünde talimat verdiği ve bunun “artık hiçbir kural yok” şeklinde yorumlandığı aktarılıyor.

Şimdi burada durup sormamız gerekiyor:

Bu söz gerçekten ne anlama geliyor?

Bazı yorumcular, Rusya’nın Ukrayna’daki büyük kentler üzerindeki baskıyı artırabileceğini, kış aylarında Ukrayna’nın direncini kırmaya yönelik saldırıların yoğunlaşabileceğini ve enerji, iletişim, sağlık ve altyapı gibi alanların daha fazla hedef haline gelebileceğini değerlendiriyor.

Fakat benim asıl dikkat çekmek istediğim nokta başka.

Rusya-Ukrayna savaşında bugüne kadar sivillerin yaşadığı bölgelerin, enerji altyapısının ve çeşitli kritik noktaların saldırılardan tamamen uzak tutulduğunu söylemek zaten mümkün değil.

O halde “artık hiçbir kural yok” şeklindeki mesajın yalnızca konvansiyonel saldırıların artırılması anlamına gelip gelmediğini sorgulamak gerekiyor.

Ben burada daha büyük bir tehlikeye dikkat çekmek istiyorum:

Nükleer silah tehdidinin yeniden daha açık biçimde masaya sürülmesi.

Çünkü savaşlarda bazen kullanılan silah kadar verilen mesaj da önemlidir.

Bir ülkenin lideri, “kurallar artık geçerli değil” mesajı verdiğinde yalnızca karşısındaki ülkeye değil, bütün dünyaya bir güç gösterisi yapıyor olabilir.

Bu nedenle bugün Rusya-Ukrayna savaşına sadece cephede yaşanan çatışmalar üzerinden bakmamak gerekiyor.

Nükleer tehdit bir oyun değildir

Nükleer silah konusu, siyasi hesapların çok ötesinde bir meseledir.

Bir tarafın diğer tarafa gözdağı vermek amacıyla nükleer seçeneği sürekli gündemde tutması bile dünya için ciddi bir güvenlik problemidir.

Çünkü nükleer silahın kullanılması halinde ortaya çıkacak sonuçların sınırlarını kimse önceden hesaplayamaz.

Burada mesele sadece Rusya ve Ukrayna da değildir.

Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa ülkeleri, NATO, Çin, İran, Kuzey Kore ve dünyanın diğer nükleer güçleri açısından da çok hassas bir denge söz konusudur.

Bir yanlış hesap, bir yanlış anlaşılma veya geri dönüşü olmayan bir karar, sadece bir ülkeyi değil, milyonlarca insanı etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir.

Putin ne kadar sıkıştı?

Ben daha önce de Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili yazılarımda, savaşın uzamasının Rusya açısından da ciddi maliyetler oluşturduğuna dikkat çekmiştim.

Bugün geldiğimiz noktada savaş yaklaşık 1700 gündür devam ediyor.

Bu kadar uzun süren bir savaşın ekonomik, askeri, diplomatik ve toplumsal sonuçlarının olmaması düşünülemez.

Rusya açısından da Ukrayna açısından da artık mesele yalnızca cephede kazanılacak birkaç kilometrelik alan değildir.

Mesele, savaşın nasıl sona ereceğidir.

Ve burada en büyük tehlike, taraflardan herhangi birinin “kaybetmemek için her şeyi yaparım” noktasına sürüklenmesidir.

İşte dünya tam da bundan korkmalıdır.

Güç gösterisi mi, çaresizlik mesajı mı?

“Artık hiçbir kural yok” söylemini ben yalnızca bir güç gösterisi olarak okumuyorum.

Bazen en sert açıklamalar, karşı tarafı korkutmak amacıyla yapılır.

Ancak bunun tersi de mümkündür.

Bir aktörün seçenekleri daraldıkça daha sert mesajlar vermesi de mümkündür.

Bu nedenle Rusya’nın bundan sonraki adımlarını çok yakından takip etmek gerekiyor.

Çünkü savaşın uzaması, yalnızca Ukrayna’yı değil, Avrupa güvenliğini, enerji piyasalarını, dünya ekonomisini ve uluslararası güvenlik dengelerini doğrudan etkiliyor.

Dünya yeni bir savaşı kaldırabilir mi?

Bugün hepimizin kendimize sorması gereken soru bu.

Dünya zaten ekonomik sıkıntılarla, bölgesel çatışmalarla, enerji ve gıda güvenliği sorunlarıyla mücadele ediyor.

Böyle bir ortamda Rusya-Ukrayna savaşının daha da büyümesi veya nükleer tehdidin gerçek bir kullanıma dönüşmesi, insanlığın karşı karşıya kalabileceği en ağır senaryolardan biri olur.

Bu nedenle devletlerin sorumluluğu, birbirlerine en ağır tehditleri savurmak değil; krizi kontrol altında tutacak diplomatik kanalları açık bırakmaktır.

Çünkü savaşların kazananı olur mu, bunu tarih defalarca tartıştı.

Ama nükleer savaşın kaybedeninin bütün insanlık olacağı konusunda sanırım kimsenin şüphesi yok.

Son söz

Rusya-Ukrayna savaşının geldiği nokta hepimiz için ciddi bir uyarıdır.

“Artık hiçbir kural yok” gibi bir söylem, ister askeri bir stratejinin parçası olsun ister siyasi bir gözdağı olsun, hafife alınabilecek bir açıklama değildir.

Bugün dünyanın ihtiyacı daha fazla tehdit değil, daha fazla diplomasi.

Daha fazla silah değil, daha fazla akıl.

Çünkü nükleer silahların konuşulduğu bir dünyada, hiç kimsenin “Ben kazanırım” deme lüksü yoktur.

Bir yanlış hesap, bütün insanlığın kaybına dönüşebilir.

Benim dileğim; Rusya-Ukrayna savaşının daha fazla büyümeden, yeni cepheler açılmadan ve insanlık yeni bir felaket yaşamadan diplomasi masasında çözüme kavuşmasıdır.

Bir sonraki köşe yazımızda buluşmak ümidiyle…

Allah’a emanet olun sevgili okurlar.

Arif Osman Gençtürk