Dün gece izlediğimiz maçı anlatmak için kelime bulmakta zorlanıyorum. Fenerbahçe, sahadan 3-0’lık bir yenilgiyle ayrıldı ama skorun bu kadar düşük kalması bile aslında bir tesadüf.
Oyunun geneline bakınca, tabelada 5-0 yazsa kimsenin kaşını kaldırmayacağı bir maçtı. Nottingham Forest, Fenerbahçe’nin belki beş, belki altı katı kadar girdi ceza sahasına. Şansları biraz daha yaver gitse, fark çok daha ağır olabilirdi.
Maalesef her hafta övgü dizdiğimiz Teknik Direktör Tedesco, dün gece “Ben de insanım, hata yapabilirim” dedi. Bunun adı başka bir şey olamaz. Orta sahanın dinamosu, konumundaki İsmail’i kenara koyup, yerine U19 takımından fırlamış bir santrfor edasıyla Şerif’i oynatmanın mantığını çözmek mümkün değil. Trabzonspor maçından sonra Kante bu önemli maçta da hazırlıksız çıktı, sahada adeta yürüdü.
Bu takımın orta sahası Fred, İsmail ve Matteo ile kurulduğu zaman bir denge var. Dün gece o denge yoktu. Bu yüzden top oyunun başından sonuna kadar İngiliz takımının elindeydi. İkinci yarıda bir umut ışığı doğar mıydı? Şerif’in 46. dakikada patlattığı vole ağlarla buluşsa belki maçın psikolojisi bile değişebilirdi. Ama Forest, ikinci yarıda da ipleri hiç bırakmadı. Asensio’nun son dakikalardaki topuk hareketiyle gelen şutunda kaleci gole izin vermeyince, şeref golünden de olduk.
Asıl can alıcı nokta ise yönetim anlayışı. Üç kulvarda birden yarışıyorsun, stoperde canın yanıyor ve sen elindeki genç yetenek Yusuf Akçiçek’i satıyorsun, Becao’yu da gönderiyorsun. Bu nasıl bir planlama anlamak gerçekten güç. Türkiye’nin dört bir yanındaki herkes “Fenerbahçe’nin bir santrfora ihtiyacı var” diye bağırırken, sen mevcut üç santrforunu da gönderip yerine 19 yaşında, sahaya çıktığında ne yapacağı belli olmayan bir genc mi alıyorsun?
Bu yapbozun birleşmeyen parçalarını anlayabilen varsa lütfen bana da anlatsın. Artık bu yol kazasında yapılacak tek şey var: Sayfayı çevirip Avrupa defterini kapatmak ve tüm güçle Süper Lig şampiyonluğuna sarılmak. Başka çare yok.