Antalya’nın yeşil zemini, aslında bir takımın kimlik arayışının kara tahtasıydı.
İlk yarıda üçlü savunmanın göbeğinde, kendini kaybolmuş bir satranç taşı gibi hisseden Guendouzi, adeta "Ben burada ne arıyorum?" der gibiydi. İkinci yarıda altı numaraya, yani aidiyetinin merkezine çekildiğinde ise orta sahanın deniz fenerine dönüştü. Bu basit dokunuş, sadece bir oyuncuyu kurtarmakla kalmadı; Asensio’nun özgürlüğünün de tapusunu verdi. Beraberlik golü, işte bu formülün meyvesiydi.
Peki, bu kadar açık bir denklem varken, ısrar neden?
Sorun şurada başlıyor: Kazanılması mecburi bir deplasmana giderken, "yürüyen Kante"ye 90 dakika boyunca emanet edilen bir orta saha ile sahada olmak, bir tercih midir yoksa bir takıntı mı? Bu noktada artık "Bu maçı hasarsız geçmek mi önemli, yoksa Kante'yi kazanmak mı?" sorusu, bir teknik direktörün vizyon testine dönüşüyor. Zira takımın en canlı, en aktif silahı Kerem’i 87. dakikada kenara alıp, yerine sadece 3 dakika oyunda kalacak iki oyuncu sokmak, "zaman kazanma"nın ötesinde bir anlamsızlık abidesi.
Sezon başından beri dilime doladığım bir cümle vardı: "Tedesco'nun Mert Müldür'e takıntısı var." Dün gece bu takıntının kurbanı yine Mert’in ta kendisiydi. Semedo’nun sakatlığıyla mecburiyetten oyuna giren Mert, ikinci yarıda kenara alınarak adeta "sen yedeksin, unutma" mesajıyla cezalandırıldı. Oysa sahada kalarak, bir milli takım oyuncusunun onuruyla mücadele etmeyi sonuna kadar hak etmişti. Bu yapılan, sadece bir oyuncu değişikliği değil, aynı zamanda bir güven oylamasının iptaliydi.
Maçın bitiş düdüğüyle birlikte ekranlara yansıyan o meşhur klişe: "Son saniyeler..." Kasımpaşa’ya son saniyede hediye edilen iki puan, yine son saniyede direkten dönen bir şutla birleşince, bu tekrar eden senaryonun adını koymak gerekiyor. "Yetersizlik" kelimesi artık bu tabloyu açıklamakta kifayetsiz kalıyor. Belki de bu, bir tür "kaderi zorlama" ya da daha vahimi, "kazanma içgüdüsünün törpülenmesi"dir.
Futbol, doğru hamlelerin oyunudur. Guendouzi’yi doğru yere koyup, Asensio’yu özgürleştirirken; Kante’ye körü körüne bağlanıp, Kerem’i ve Mert’i görmezden gelmek, bir elin verdiğini diğer elin almasından farksız. Bu takımın kaderini belirleyecek olan, son saniyelerdeki şanssızlıklar değil, ilk saniyelerdeki tercihlerin cesaretidir.