Son iki maç…Aslında sadece iki maç değil. Neredeyse son 30 yılın özeti gibi.
Verilmeyen iki net penaltı.
Direkten dönen iki top.
Kötü başlanan ve heba edilen iki ilk yarı.
Ve hakları, yöneticileri ve teknik ekibi tarafından yeterince savunulamayan bir Fenerbahçe…
Dile kolay geliyor. “Olur böyle şeyler” demek basit. Ama o anları yaşayan, tribünde yüreği ağzında bekleyen ekranlar karşısında krizler geçiren taraftara sorun bir de.
Kasımpaşa karşısında kaybedilen iki puan izah edilemezdi. Şimdi bir de Antalyaspor deplasmanında bırakılan iki puan eklendi. Artık mesele “açıklamak” değil; açıklayacak bir şeyin kalmaması.
İyi bir takım, şampiyon olacak takım bu maçlara ilk yarıları çöpe atarak başlamaz.
Üstelik rakipler ligin düşme hattı adayları. Futbol olarak da vasatın altında bir görüntü çiziyorlar. Buna rağmen Fenerbahçe’nin varlık gösterememesi… Daha doğrusu maça yanlış oyun planıyla başlayıp, iş işten geçtikten sonra rakibi kendi sahasına hapseden bir düzene dönmesi kabul edilebilir değil. Bu, doğrudan teknik tercih hatasıdır.
Bir başka dikkat çekici nokta: Fenerbahçe gol atıyor ve hemen ardından ya gol yiyor ya da kalesinde yüzde yüzlük pozisyon veriyor. Geçen hafta da böyleydi, bu hafta da. Bu kez kaleci kurtardı ama mesele kurtarış değil; o kırılganlık. Öğrenemiyorsun.
Maç bitiyor. Puan farkı dört. Liderle arada net bir mesafe oluşmuş. Kulüpten tek kelime açıklama yok. Aksine başkan Sadettin Saran stat çıkışında “Biz şampiyon olacağız” diyor.
Şampiyonluk söylemle gelmez.
Şampiyonluk refleksle, duruşla, kriz yönetimiyle gelir.
Dönüp bakın, Galatasaray, Konyaspor’a net bir skorla kaybettiği maçtan sonra kaç açıklama yaptı? Kamuoyu oluşturdu, pozisyonlarını savundu, gündemi belirledi. Elle tutulur bir haklılığı yokken hemde!
Karşılığı neydi? Bu hafta Singo’ya verimeyen kırmızı kart, Torreira’ya çıkmayan sarı kartlar ve korkak hakem yönetimleri!
Geçen hafta herkesin “penaltı” dediği pozisyonlar, bu hafta yine herkesin “penaltı” dediği anlar… Hakemler devam dedi.
Alper Akarsu’nun maçlarıma bir bakın, ne göreceksiniz? Kim lehine hata yapıp dinlendirilmiş! Atilla Karaoğlan’a bir bakın! Bu hakemlerin Fenerbahçe maçlarına çıkabilmesi, hatalarına rağmen hakemlik yapabilmesi futbolumuzun ayıbı! Karaoğlan adliye mesaisi yerine futbol öğrenmeye çalışsa daha iyi olmaz mı?
Galatasaray konuşuyor ve konsolide ediyor. Siz susmayı maharet sanıp 4 puan geriye düşüyorsunuz. Haksızken konuşun diyen yok. Bal gibi haklıyken susuyorsunuz!
Siz sustukça dezavantaj büyür. Onlar konuştukça avantaj üretir.
Bir detay da şu. Fenerbahçe başkanı Sadettin Saran kişisel durumları sebebi ile konuşamıyorsa bu durumum Fenerbahçe’ye zarar vermesine izin vermemeli.
Gelelim teknik tarafa.
Oyuncu değişiklikleri…
Bir sıfır gerideyken ikinci yarıya aynı düzenle başlamak.
İki sıfır geriye düşene kadar oyuna müdahale etmemek.
Bu, cesaret değil; hatada ısrardır. Tedesco ağır bir grip geçiriyormuş geçmiş olsun. Peki Zeki Murat Göle yıllardır olan birikimini kullanamaz mı? O açıklama birikimin de olup olmadığını sorgulatıyor bana!
Gole ihtiyacın var, Kerem çıkar mı?
Her hafta hatalar yapan ve gol yediren Yiğit Efe o oyunda nasıl kalır?
Oyunu öne taşıyabilecek Fred neden bu kadar geç girer?
Musaba nasıl yeterli süreyi alamaz? Oysa Musaba, hem Galatasaray hem de Samsun maçlarında tabelayı değiştiren isimlerden biriydi. Form grafiği yükselen oyuncuya süre vermezsen, ritmi nasıl koruyacaksın?
Ederson’un içeri aldığı topu ve formsuzluğunu dile getirmeliyiz. Yerine Tarık, Mert’i oynatmak değil oyuncuyu forma ulaştırmak gerekiyor!
Guendouzi her kuruşunu hak ediyor. Fakat oyuncuyu arkada harcamak yanlış. İki maçtır yerine döndüğünde nasıl etkili olduğunu, takımı taşıdığını görüp yokluktan stoper oynatıyorum demek olmaz. Senin sorunun gol atmak. Atamıyorsun diye, baskılı oynayamıyorsun diye bu haldesin. Bütün yük Asensio’ya kalıyor, onu da 3 kişi marke ediyor!
Bütün bu başlıkları alt alta koyduğunuzda karşınızda devasa bir tablo çıkıyor. O tablo da sadece dört puanlık fark değil; yönetilemeyen kriz, savunulamayan haklar ve zamanında yapılamayan müdahaleler.
Son iki maç, sadece iki maç değil. Bir alışkanlığın, bir kırılganlığın ve bir yönetim zaafının özeti. Takımdan 3 forvet yollayıp forvet alamayan bir mantık nasıl başarılı olur?
Ve şu an elde kalan kocaman bir dört puanlık fark. Gel de buradan geri dön şimdi. Bakın haftalardır burada yazıyorum. Türkiye Kupası çok önemli diye. Çünkü Fenerbaçe lig finalini oynayamıyor.
Bir çok kişi bırakın kupayı şampiyon olalım parolasıyla konuşuyordu. Şimdi elde kalan tek şey kupa. Onu da Çarşamba günü Gaziantep’i yenememesi durumunda kaybedecek Fenerbahçe.
Akılla mantıkla izah edilemeyecek şeyler yaşıyoruz. Son iki maç son 30 yılın özeti gibi.
Burdan dönülmez mi? Dönülür, çabalanır, savaşılır elbet. Fakat bu yöntemlerle imkansız gibi.
Sahipsiz Fenerbahçe.
Maçın Üçlüsü
Guendouzi - Mert Müldür - Hakemler!