İstanbul ve Boğa heykeli denilince insanların aklına gelen tek yer Kadıköy Altıyol’daki bronz heykeldir. 1864 yılında Fransız heykeltraş Isidore Jules Bonheur tarafından yapılmıştır.

Isidore Jules Bonheur

A1059 D E7 6 A10 455 D A E7 F 0582851 A E349

Kadıköy Altıyol’da Boğa Heykeli

1865 yılında Paris Evrensel Sergisi’nde sergilenen eser 1867 yılında Sergiyi ziyaret eden Osmanlı padişahı Abdülaziz’in ilgisini çekmiştir.

B D B C72 A4 96 F3 4 F06 9 B9 B D328 F E D A41 D

Sultan Abdülaziz 32. Osmanlı Padişahı 111. İslam Halifesi

Sultan Abdülaziz, bu ziyareti sırasında at, geyik, aslan gibi hayvan heykellerinin yanı sıra iki adet de boğa heykeli içeren 24 parçalık bir koleksiyon sipariş ettirir.

Bu koleksiyondaki heykeller önce Beylerbeyi Sarayı'nın, bir bölümü ise daha sonra Yıldız Şale Köşkü bahçesinde yer almışlardır. Bir başka iddiaya göre ise heykel ilk olarak Fransa'dan Alman İmparatorluğu tarafından savaş ganimeti olarak alınmış, daha sonra ise Alman-Osmanlı ittifakına atfen Enver Paşa'ya hediye edilmiş; biri Yıldız Sarayı'na diğeri ise Beylerbeyi Sarayı'na yerleştirilmiş iki heykelden birisidir.

B4 C73 A20 27 F5 45 D B A C18 E2 E48 F880283

Beylerbeyi Sarayı Boğa Heykeli

E0 E08 E05 2101 42 A6 89 E8 51 E2 D6 C567 F B

E7 B5 C35 D 32 C5 4818 B E B A A596 C D4 F1940

Dolmabahçe Sarayı Hasbahçe Aslan Heykelleri

Sanata meraklı Sultan Abdülaziz heykelini yaptıan ilk Osmanlı padişahıdır.

1872 yılında İngiliz heykeltraş Charles Fuller tarafından yapılan eser bugün Beylerbeyi Sarayı’nda sergilenmektedir.

6 D5 B6415 C4 E E 4995 B8 E E 5681 B576 A23 E3 A D66 F1 B 3 E D C 4276 9 E0 C C D144 C D9205

Bugün bile özellikle haftasonlarında insanların buluşma noktası haline gelmiş hatta hazır gelmişken, hatıralarımızda yer alsın diye fotoğraf çektirdiğimiz bu heykel İstanbul tarihinde önemli yer tutar ama asıl İstanbul tarihinde yer almış bir heykel var ki, hiçte insanların hafızalarında hoşluklar bırakmamıştır.

İstanbul, hafızasını taşla değil, suskunlukla saklayan bir şehirdir. Bazı meydanları vardır ki bugün adını bilen yoktur; ama bir zamanlar imparatorların titrediği, kalabalıkların uğultusuyla dolu, adaletin ya da zulmün sahnelendiği yerlerdi. İşte Forum Bovis de böyle bir mekândı: Bugün neredeyse tamamen kaybolmuş, ama bir zamanlar Konstantinopolis’in en karanlık, en çarpıcı meydanlarından biri.

Forum Bovis, Latince adıyla “Boğa Forumu”, Bizans İmparatorluğu’nun ana omurgası olan Mese üzerinde, şehrin batıya doğru açılan damarlarından birinde yer alıyordu. Yaklaşık olarak bugünkü Aksaray–Langa hattı, Cerrahpaşa’ya yakın bölgeler Forum Bovis’in bulunduğu alan olarak kabul edilir. Bugün tramvay raylarının, apartmanların ve yoğun trafiğin aktığı bu yer, bir zamanlar mermerle kaplı geniş bir forumdu.

Adını ise ortasında bulunan devasa tunç boğa heykelinden alıyordu.

Ama bu sıradan bir heykel değildi.

Kaynakların aktardığına göre Forum Bovis’in boğası, içi oyuk bir bronz heykeldi. Antik dünyada bilinen ve özellikle tiranlıkla özdeşleşmiş bir infaz aracının İstanbul’daki karşılığıydı bu. Rivayete göre mahkûmlar boğanın içine konur, alttan yakılan ateşle boğanın içi kızdırılır, içeridekilerin çığlıkları boğanın ağzından hayvansı böğürtüler gibi dışarı verilirdi. Bir infazın, bir gösteriye dönüştürüldüğü yerdi burası.

Bu yönüyle Forum Bovis, yalnızca bir şehir meydanı değil, Bizans iktidarının çıplak yüzüydü.

Bugün Bizans denince çoğu zaman altın mozaikler, Ayasofya’nın kubbesi, ince teoloji tartışmaları akla gelir. Oysa Bizans aynı zamanda kamusal cezalandırmanın, korkunun ve ibretin devlet aklıyla iç içe geçtiği bir imparatorluktu. Forum Bovis bu gerçeğin taşlaşmış hâliydi.

İmparatorluk tarihinde bazı infazların özellikle bu forumda yapılması tesadüf değildir. Özellikle isyanlara karışanlar, sapkın ilan edilenler ya da saray entrikalarının kaybedenleri için burası son durak olabiliyordu. Kaynaklar, bazı Hristiyan şehitlerin de burada can verdiğini yazar. Böylece Forum Bovis, ironik bir şekilde hem zulmün hem de kutsallığın izlerini aynı zeminde taşımıştır.

Osmanlı İstanbul’una gelindiğinde ise Forum Bovis’in adı, tıpkı birçok Bizans yapısı gibi yavaş yavaş silinmeye başlar. Evliya Çelebi, Seyahatnâme’sinde bu forumu adıyla anmaz; ancak Aksaray ve çevresindeki “eski Rum harabeleri”, tuhaf taşlar ve anlamı unutulmuş kalıntılardan söz eder. Bu sessizlik bile manidardır. Çünkü Osmanlı, Bizans’ın bazı miraslarını dönüştürmüş, bazılarını ise bilinçli ya da bilinçsiz şekilde toprağın altına gömmüştür.

Forum Bovis de bu gömülmüş hafızanın parçalarından biridir.

Bugün Forum Bovis’ten geriye ne boğa kaldı, ne mermer sütunlar, ne de forumu çevreleyen yapılar. Sadece akademik makalelerde geçen birkaç plan çizimi, kroniklerde kalan ürpertici anlatılar ve şehrin altına gömülmüş bir meydan…

Ama belki de asıl soru şu:
Bir şehir, geçmişinin karanlık yüzünü unutarak mı büyür, yoksa onunla yüzleşerek mi?

İstanbul’un sokaklarında yürürken çoğu zaman hangi katmanın üzerinde olduğumuzu bilmeyiz. Bir apartmanın temelinde bir Bizans forumu, onun altında bir Roma yolu, daha aşağıda pagan bir ritüelin izleri olabilir. Forum Bovis, bize şunu hatırlatır: Bu şehir yalnızca fetihlerin ve ihtişamın değil, aynı zamanda korkunun, cezalandırmanın ve unutmanın da başkentidir.

Bugün Aksaray’dan geçerken bir an durup etrafa bakın. Gürültünün, kalabalığın ve telaşın ortasında, görünmeyen bir meydanın hayaletini hayal edin. Tunçtan bir boğanın gölgesini, ateşin kızıllığını ve tarihin boğuk çığlığını…

İstanbul bazen en çok, sustuklarıyla konuşur.

4 A B D A916 032 F 459 C A738 22 C F1 C37 E93 F