Son günlerde okulların açılması ve havanın aniden serinlemesiyle birlikte etrafımızda aksıran, hapşıran, yatağa düşen insanların sayısı gözle görülür biçimde arttı.
Bilimsel verisini, istatistiğini uzmanlara bırakıyorum ama şahsi gözlemim net: Okullar açıldığından beri çocukların virüs taşıma ve bulaştırma hızı tavan yapmış durumda. Okulda kapılan bir virüsün eve taşınması ve tüm aile bireylerine yayılması maalesef çocuk oyuncağı.
Bir zamanlar çantamızın vazgeçilmezi olan maskeleri, her köşede sıktığımız dezenfektanları ve kapı girişlerinde elimizden düşürmediğimiz ateş ölçerleri çoktan hayatımızdan çıkardık. Koronavirüs döneminin o sıkıcı rutinleri sanki asırlar öncesinde kalmış gibi davranıyorduk. Ancak son haftalarda ofislerde, eş dost sohbetlerinde ve WhatsApp gruplarında tatsız bir cümle yeniden kulaktan kulağa yayılmaya başladı: “Galiba ben Covid oldum.”
Haksız da sayılmayız. Batı ülkelerinde tırmanışa geçen yeni varyantlar (özellikle XEC gibi hızla yayılan türler) ve buna bağlı artan hastaneye yatışlar ortadayken, Türkiye'de de solunum yolu şikayetlerinin aniden tırmanması tesadüf olamaz. Günlerce yataktan kaldırmayan, şiddetli kas ve eklem ağrılarıyla seyreden bu yeni dalganın ülkemize çoktan giriş yapmış olma ihtimali sanırım hiçbirimizi şaşırtmaz.
İnşallah tamamen yanılıyorumdur, sadece mevsim geçişinin getirdiği sıradan bir soğuk algınlığıdır. Ancak sokaktaki, ofisteki tabloyu gördükçe içimdeki endişeye de engel olamıyorum. Görünen o ki bu sonbaharda da bağışıklığımıza biraz daha iyi bakmak ve kalabalık alanlarda tedbiri elden bırakmamak gerekecek.