Yapılan yepyeni bir araştırmayı ilgili köşemde sizlerle paylaşmanın mutluluğunu yaşıyorum gerçekten çok önemli bir araştırma

20 yıl boyunca bir İtalyan biyolog, hiç hasta olmayan insanları inceledi hepsinin ortak tek bir alışkanlığı vardı ve bu alışkanlık toplum içinde deli işi gibi görünüyordu." Aynı örüntüyü her yaşta ve her gelir düzeyinde fark etti. Neredeyse hiç hastalanmayan insanlar. Tükenmişlik yok. Bitmeyen soğuk algınlıkları yok. Hepsinin paylaştığı tek bir alışılmadık alışkanlık vardı: Kendi kendilerine yüksek sesle konuşuyorlardı. Marketlerde. Araba kullanırken. Sessiz yürüyüşlerde. Dengesiz oldukları için değil kendilerini regüle ettikleri için. Bir biyolog daha sonra gönüllüleri kortizol seviyelerini ve bağışıklık tepkisini ölçmek için kablolara bağladı. İnsanlar iç düşüncelerini seslendirdiği anda, stres hormonları %35’e kadar düştü. Sessizlik ise tam tersini yaptı. Duygusal sessizlik değil ifade edilmemiş düşüncelerin yarattığı zihinsel baskı. Bu sürece “işitsel sindirim” adını verdi. Zihin, duyguları bedenin yiyecekleri sindirdiği gibi işlemek zorundadır. Konuştuğunda vagus siniri aktive olur. Kalp yavaşlar. Bağışıklık sistemi dengelenir. Başkalarına tuhaf görünebilir. Ama bu bir zayıflık değil. Biyolojik bakımdır. “Güçlü durmayı” en uzun süre sürdürenler özellikle sakin kalmaya şartlanmış yüksek performanslı kişiler en büyük bağışıklık baskılanmasını gösterdi. Beden, iletişimi kopyalar. İfade etmediğin şeyi, bir süre sonra savunmayı bırakır. Onun kuralı basitti: Bir insana söylemeyeceksen, havaya söyle. Gerilim yükseldiğinde, onu tek bir cümleyle adlandır..

İlkeli Söz; Bir Nasreddin Hoca Hikayesi; Nasreddin Hoca’ya sormuşlar: “Kimsin?”
“Hiç” demiş Hoca, “hiç kimseyim.”
Dudak bükülüp önemsenmediğini görünce, sormuş Hoca: “Sen kimsin?”
“Mutasarrıf”ım demiş adam kabara kabara.
“Sonra ne olacaksın?” diye sormuş Nasreddin Hoca.
“Herhalde vali olurum” diye cevaplamış adam.
“Daha sonra?” diye üstelemiş Hoca.
“Vezir” demiş adam.
“Daha daha sonra ne olacaksın?”
“Bir ihtimal sadrazam olabilirim.”
“Peki ondan sonra?”
Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp “Hiiiç.” Demiş
“Daha niye kabarıyorsun be adam, demiş Hoca. Ben şimdiden, senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım. Makam, mevki, rütbe, unvan; bunların hepsi cekettir. Ceketi asar bir yere gideriz. Arkamızda sadece insanlığımız kalır ve öldüğümüzde sadece çıplaklığımızı götürebiliriz bu dünyadan."