Çocukluğumda en çok sevdiğim yazardı Erich von Däniken. Ve tüm kitaplarını okudum. Siz onu “Tanrıların Arabaları” ile tanırsınız. Dizginlenemez merak duygumu ben, onun kitaplarına borçluyum. Ne yazık ki bu yılın başında; 10 Ocak 2026 tarihinde 90 yaşında İsviçre’nin Interlaken kentindeki bir hastanede hayatını kaybetti. Çok büyük bir kayıp… inanılmaz eserler…
Bu gün aklıma niye geldi derseniz…
Norveç’te arkeologlar yaklaşık 2 bin yıl öncesine ait gizemli taş halkaların izlerini araştırıyor.
Ülkenin güneydoğusundaki Hunn antik mezarlığı, tarih öncesi dönemlerden kalma mezarları ve taş anıtlarıyla tanınıyor. Araştırmacılar, toprağın altını görüntüleyebilen radar teknolojisinden yararlanarak daha önce bilinmeyen dairesel yapı izleri tespit ediyor.
İnsanların neden tonlarca ağırlığa ulaşabilen taşları taşıyıp belirli geometrik şekiller oluşturduğu merak konusu.Üstelik bunu yalnızca Norveç’te yapmıyorlardı.
İngiltere’deki Stonehenge, Avrupa’nın farklı bölgelerindeki taş çemberler ve dünyanın çeşitli yerlerindeki anıtsal yapılar, eski toplumların taşlara yüklediği anlamın ne kadar büyük olduğunu gösteriyor.
İşte tam burda Daniken ustaya selam zamanı…
1968 yılında yayımlanan Tanrıların Arabaları adlı kitabıyla dünya çapında tanınan Däniken, eski uygarlıkların bazı olağanüstü yapılarının dünya dışı varlıklarla bağlantılı olabileceğini ileri sürmüştü.
Ona göre eski insanların gökyüzüne duyduğu ilgi, devasa taş anıtlar ve bazı mitolojik anlatılar, geçmişte Dünya’yı ziyaret etmiş uzaylıların izleri olabilirdi.
Däniken’in yaklaşımını, bu taş halkalar üzerinden değerlendirsek… ki kendi devrinde de Daniken’e inanmayan, onu yalanlamaya çalışan pek çok meslektaşı oldu.
Şimdi Daniken hayatta değil ve bu sorular cevapsız kaldı…
Acaba bu halkalar gökyüzündeki belirli yıldızları mı işaret ediyordu?
İnsanlar bunları tanrılarla iletişim kurmak için mi inşa etmişti?
Yoksa bugün anlamını bilmediğimiz çok eski bir inanç sisteminin parçaları mıydı?
Däniken’in iddiaları heyecan verici hikâyelere konu olsa da arkeoloji dünyasında kabul edilmiş bilimsel açıklamalar değil. Norveç’teki taş halkaların uzaylılarla bağlantılı olduğunu gösteren hiçbir kanıt bulunmuyor. Ama uzaylılara inanmak isteyen benim gibiler için, biçilmiş kaftan.
Arkeologlar ne diyor?
Bilim insanlarının açıklamaları çok daha dünyevi.
Hunn bölgesindeki taş halkaların mezar anıtlarıyla, ölüleri anma törenleriyle veya toplulukların kutsal kabul ettiği alanlarla ilişkili olabileceği düşünülüyor.
Bazı dairesel izlerin törenler sırasında insanların belirli güzergâhlarda yürümesiyle oluşmuş olabileceği de değerlendiriliyor. Fakat yapıların kesin işlevi henüz açıklığa kavuşmuş değil.
İki bin yıl önce yaşayan insanlar bu taşların etrafında ne yapıyordu?
Ölülerini mi anıyorlardı?
Bir tören sırasında birlikte mi yürüyorlardı?
Yoksa gökyüzüne bakıp bugün bizim hâlâ sorduğumuz soruların cevaplarını mı arıyorlardı?
Belki de bu taş halkaların sırrını çözmek için uzaylılara değil, insanlığın binlerce yıllık ölüm, yaşam ve sonsuzluk merakına bakmamız gerekiyor.
Çünkü insan değişse de bazı sorular hiç değişmiyor:
Nereden geldik? Nereye gidiyoruz? Ve bizden sonra geriye ne kalacak?
Bizden sonra geriye ne kalacak?
Tekrar görüşelim
Didem Dede