Sadece bir müzik türü değil, bir kültür… Öncelikle şunu belirtmeliyim ki; Rock, hiçbir zaman sadece bir müzik türü olarak tanımlanamaz. Çünkü o, aynı zamanda bir kültürdür. Derin bir kültür hem de…
Rock, seslerden önce bir tavırdır. Kalıplara sığmayan bir duruş, sorgulayan bir bilinç halidir. Kurallara körü körüne bağlanmak yerine, toplum içinde kendine biçilen rolleri reddedenlerin ortak dilidir. Bu yüzden de bir kültürdür. Sadece dinlenen değil, yaşanan bir kültür. Asi ruhun, özgürlük arzusunun ve ‘başka bir yol’un da mümkün olduğu’ düşüncesinin müziğe dönüşmüş halidir bir bakıma.
Rock müzikle tanışmam, Bulutsuzluk Özlemi’nin ‘Acil Demokrasi’si ve ‘Uçtu Uçtu’suyla, 15-16 yaşlarıma dayanır. Kim olduğumu anlamaya çalıştığım, içimdeki bir şeylerin sesini dış dünyada aradığım yıllar… Başkaldırıyı, bir şeylere karşı durmayı yeni yeni öğrendiğim zamanlar. O yaşlar, insanın çocuklukla yetişkinlik arasında sıkıştığı, ait olmakla karşı çıkmak arasında gidip geldiği, hepimizin yaşadığı zorlu ve tuhaf bir dönemdir. En azından benim için öyleydi. Ergen psikolojisinin otoriteyi sorgulamaya başladığı kritik dönem. Ailesini, öğretmenlerini, arkadaşlarını, çevreyi, toplumu ve dayatılan kuralları vs…
Tabii o yaşlarda asilik yıkıcı değil, daha çok bir arayışla ilgilidir. Yani kimliğini inşa etmeye çalışan bir zihnin, kendine alan açma çabası diyebiliriz buna. Gürültüsünden çok samimiyetiyle insanı saran Rock müzik, bu çabanın psikolojik bir çıkış kapısı olarak işte tam da burada devreye girer ve Rock kültürü de tam olarak bunu sunar. Farklı olma cesareti, sorgulama hakkı ve duygularını bastırmadan ifade edebilme özgürlüğü. Bu yüzden Rock, o yıllarda benim için sadece kulaklıklarımda çalan bir müzik türü değil, büyürken tutunduğum, kendimi tanımlamama ve tamamlamama yardım eden bir yol arkadaşı gibiydi. Bulutsuzluk Özlemi’nin romantizminden kısa sürede sıyrılıp, daha sert ritimlerle bu türün derinliklerini keşfetmeye başladığımda, Rock müzik ‘Altın Çağı’nı yaşıyordu.
Rock bitti mi?
90’lı yıllar Rock müziğin global çapta ana akım kabul edildiği ve zirveye ulaştığı dönemlerdi. Bu yazımda, Rock müziğin Türkiye’de ‘Prime’ dönemlerinden günümüze kadar süren, inişli-çıkışlı yolculuğuna kısa bir göz atacağız. Çünkü bir süredir Rock müzikle ilgili hep aynı soru soruluyor. ‘Rock bitti mi?’ Aslında bu soru, sadece bir türün popülerliğini yitirmesiyle ilgili değil, Rock’ın tarih boyunca üstlendiği kültürel rolün değişimiyle de doğrudan bağlantılı.
Rock, 90’lı yıllarda artık sadece belirli bir alt kültürün sesi olmaktan çıkmış, müzik listelerinden müzik kanallarına, stadyum konserlerinden gençliğin gündelik hayatına kadar her alana sızmıştı. Heavy Metal’den Grunge’a, Hard Rock’dan, Punk’a kadar pek çok tür ve alt tür, farklı coğrafyalarda milyonlarca insanın ortak dili haline gelmişti. Rock, hem öfkeli hem melankolik, hem politik hem de kişisel deneyimleri aynı potada eritebilen türlerden biri olarak geniş kitlelerce kabul görüyordu.
90’lar gençliği, yukarıda bahsettiğim kimlik arayışından kaynaklanan, kendini ifade edebileceği, sorgulayabileceği ve ‘normal’ olma baskısından kurtulabileceği bir alan arıyordu. İşte Rock müzik de bu ihtiyaca samimi ve filtresiz bir cevap sundu ve dönemin ruhuyla güçlü bir bağ kurarak, gerek sözleriyle, gerek melodisiyle, gerekse tavrıyla karşılık buldu. Bu yüzden sadece dinlenen bir müzik türü değil, hissedilen, benimsenen ve sahiplenilen bir kültür haline geldi.
Türkiye’de Rock
O yıllarda ülkemizde de yaygınlaşan Rock, özellikle İstanbul, Ankara, İzmir gibi şehirlerde hızla benimsendi. Birbiri ardına açılan Rock mekanları, basit eğlence alanlarının ötesine geçerek, tamamen sosyal alan niteliği taşıyor ve sadece müzik değil, aynı zamanda giyim tarzından diline, hayata bakış açısından sosyal ilişkilere uzanan bir kimlik de sunuyordu. Rock, bu mekanlarda sadece dinlenmiyor, birlikte yaşanıyordu.
Kadıköy yakasında, benim de bir dönemler günlerimi geçirdiğim Akmar Pasajı, zamanla bir Rock mabedine dönüştü. Kasetlerden tişörtlere, fanzinlerden CD’lere kadar Rock kültürüne dair her şeyin bulunabildiği bu ikonik pasaj, Rock’la yeni tanışanların ilk temas noktası, kendini bu türe ait hissedenlerin de evi gibiydi.
Taksim çevresindeyse Rock sahnesi daha canlı ve görünür bir hal aldı o yıllarda. Kısa sürede dolup taşan mekanlar, bir buluşma noktasından çok, yerli Rock gruplarının kendini ifade edebileceği sahnelere dönüştü. Bulunmaktan en çok keyif aldığım mekanlar arasında özellikle Kemancı, bu türün Türkiye temsilcileri için önemli bir basamaktı ve Türkiye’de Rock müziğin gelişiminde sembolik bir yer edindi. Kemancı’da sahne almak, birçok grup için yalnızca bir konser değil, belli bir eşiği geçmenin, kabul görmenin ve ‘bu sahneye ait olmanın’ en temel göstergesiydi. Burada çalan gruplar, dinleyiciyle doğrudan temas kuruyor, zamanla bir kitle edinerek kıdem kazanıyordu.
Teoman, Şebnem Ferah, Erkin Koray, Kaan Tangöze, Pentagram gibi pek çok ünlü ismin sahne aldığı bu mekan, Türkiye’de Rock müziğin kök salmasını sağlayan en önemli yapı taşlarından biriydi.
İnönü Stadyumu, dünya çapında gruplara sahne oluyor, ülkenin dört bir yanında festivaller düzenleniyordu. Ancak Türkiye’de Rock müzik hiçbir zaman tamamen ana akımın kalıcı bir parçası olamadı. Bugünse tablo bambaşka.
2000’li yıllar
Zamanla ekonomik koşullar, mekanların kapanması, canlı müzik maliyetlerinin artması ve bazı kültürel baskılar bu alanları daralttı.
Türkiye’de Rock müzik sahnesini kaybedince, görünürlüğünü de büyük ölçüde kaybetti. Rock mekanların yerini, Türkü çalan mekanlar ve dürümcüler aldı. 90’larda stadyumları dolduran, müzik kanallarında sürekli dönen rock gruplarının yerini, daha kolay pazarlanabilen, daha az risk taşıyan müzik türleri almaya başladı.
2000’li yıllarla birlikte müzik dünyasının dinamikleri köklü bir şekilde değişmeye başladı. Dijitalleşme, internetin yaygınlaşması ve müzik tüketim alışkanlıklarının hızla dönüşmesi, doğal olarak Rock müziğin yıllardır alışık olduğu üretim ve yayılma biçimlerini de etkiledi. Albüm odaklı dinleme kültürü yerini ‘single’lara ve daha hızlı tüketilen içeriklere bırakmaya başladı. Bu değişim de doğası gereği zamana ve bağlama ihtiyaç duyan Rock müzik için ciddi bir kırılma yarattı ve sonuçta Rock müzik, merkezden kenara itildi. Bu dönemden sonra Rock, popüler kültür içinde radyo, televizyon gibi istikrarlı bir destek mekanizması bulamadı.
Rock müziğin bugünkü krizi biraz da çağın bu hızından kaynaklanıyor diyebiliriz. Çünkü Rock sabır ister. Albüm ister, prova ister, konser ister. Oysa günümüz müziği daha çok single odaklı bir ilerleyişi benimsemiş durumda.
Rock ve Rap
90’larda ve 2000’in başlarında gençler isyanını Rock kültürü üzerinden ifade ederken, bugün aynı duyguları daha çok diğer bir alternatif tür olan Rap üzerinden dile getiriyorlar. Çünkü Rap, sokak dilini kullanarak daha doğrudan, daha hızlı ve bugünün gerçekliğine daha yakın bir dil sunuyor. Rock daha içe dönük, daha sabırlı ve belki de bu yüzden bugünün hızına ayak uydurmakta zorlanıyor. Ama olsun, Rock zaten her zaman biraz kenarda durmayı sevmiştir.
Aradığımız cevap…
‘Rock müzik yeryüzünden çekiliyor mu?’ sorusuna aradığımız cevap tabii ki ‘hayır’ olacaktır. Eskisi gibi her yerde olmasa da hala bir yerlerde duyulmaya devam ediyor çünkü. Küçük sahnelerde, kulaklıkların içinde, birilerinin odasında yazdığı şarkılarda… Yoğurtçu Parkı’nda yaptığım yürüyüşlerde Metallica’nın adımlarımı ritimlendirmesi, yazarken ya da yemek yaparken Nirvana’nın odamın duvarlarında yankılanması tesadüf değil. İsimler değişse de müzik ve kültür, bir nostalji nesnesi olmaktan çok, varoluşa eşlik eden bir iç ses gibi her zaman bir yerlerde kalacaktır. Ve sanırım bu yüzden, ne kadar zaman geçerse geçsin, yeryüzünden değil, en fazla vitrinlerden çekilir.
İsimler değişir, dönemler kapanır, listeler yenilenir. Ama Rock, her seferinde başka bir biçime bürünerek geri döner. Çünkü o, bir müzik türünden önce bir direnme biçimidir. Uyum sağlamayı reddedenlerin, içindeki çatlağı saklamayanların ortak dilidir. Bu yüzden yeryüzünden çekilmez. Sadece daha derine iner. Ve onu gerçekten duymak isteyen biri olduğu sürece, bir yerlerde mutlaka çalmaya devam eder.
Rock, sadece bir müzik türü değildir. Bir duruştur ve duruşlar kolay kolay yok olmaz. Sadece sessizleşir ve doğru zamanda, doğru gürültüyle geri dönmek için bekler. Tabii Rock’ın geri dönüşü, sadece müzikal değil, kültürel ve mekansal bir alanın yeniden açılmasına da bağlı biraz. Ama yine de o güne dek Rock müzik artık bağırarak olmasa da fısıldayarak var olmaya devam edecektir.
Müzikle kalın…