Teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyor, peki ya bir gün hayatımızı elimizden alırsa?

Fransa’da yüzlerce marketin soğutma sistemlerini hedef alan siber saldırı, hepimizin üzerinde düşünmesi gereken çok önemli bir gerçeği bir kez daha gözler önüne serdi.

Soğutma sistemlerine yönelik müdahaleler nedeniyle donmuş ürünlerin çözülmesi, taze gıdaların zarar görmesi ve gıda güvenliğinin tehlikeye girmesi, dijital dünyanın görünmeyen yüzünü yeniden gündeme taşıdı.

Peki, şimdi hep birlikte düşünelim…

Bugün marketlerin soğutma sistemleri hedef alınabiliyorsa yarın hangi sistemlerin hedef alınabileceğini kim garanti edebilir?

Bugün gıdalarımızı koruyan sistemler devre dışı bırakılabiliyorsa yarın ilaçlarımızı muhafaza eden soğuk zincirler, hastanelerin enerji altyapıları, su şebekeleri veya elektrik dağıtım sistemleri için aynı riskin ortaya çıkmayacağını kim söyleyebilir?

Elbette her siber saldırı aynı sonucu doğurmaz. Ancak mesele tam da burada başlıyor: Hayatımızı kolaylaştırmak için geliştirdiğimiz sistemler, kötü niyetli insanların elinde hayatımızı tehdit eden araçlara dönüşebilir.

Asıl mesele teknolojinin gelişmesi değil, insanlığın bu gelişmeyi ne kadar kontrol edebildiğidir.

YA BİR GÜN KULLANDIĞIMIZ TEKNOLOJİ BİZE KARŞI ÇALIŞIRSA?

Bugün milyonlarca liralık otomobillerle övünüyoruz. Kendi kendine park eden, çevresini algılayan, sürüş kararlarına yardımcı olan sistemleri konforun bir parçası olarak görüyoruz.

Peki, bir gün o sistemler hata verirse ne olacak?

Araç kontrolünü kaybederse, frenleme sistemi beklediğimiz gibi çalışmazsa veya kritik bir elektronik arıza yaşanırsa sürücü ne yapacak?

Ben teknolojiye karşı değilim. Tam tersine, doğru kullanıldığında insanlığın önünü açacağına inanıyorum. Ancak insanın kendi geliştirdiği sisteme bütünüyle teslim olmasını da doğru bulmuyorum.

Çünkü teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, insan hayatı bir yazılımın insafına bırakılamayacak kadar değerlidir.

Üstelik tehlike yalnızca bir yazılımın hata yapması değil. Bazen bir güvenlik açığı, bazen kötü niyetli bir müdahale, bazen de önceden hesaba katılmamış bir durum büyük sorunlara yol açabilir.

Bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz senaryoları bir kenara bırakalım. Gerçek hayatta da dijital sistemlere aşırı bağımlılık, başlı başına ciddi bir risk oluşturuyor.

SİBER SİLAHLARLA ÖVÜNÜRKEN YARINI DA DÜŞÜNMELİYİZ

Bu mesele yalnızca otomobillerle veya marketlerle sınırlı değil.

Bugün dünyanın dört bir yanında ülkeler siber güvenliğe, insansız hava araçlarına, SİHA’lara, dijital savunma sistemlerine ve yapay zekâ destekli teknolojilere büyük yatırımlar yapıyor.

Elbette ülkelerin kendilerini savunması, teknolojik olarak gelişmesi ve caydırıcı güce sahip olması önemlidir.

Ancak bir gerçeği de unutmamalıyız: Bir sistem ne kadar karmaşık ve dijital bağlantılara bağımlı hâle gelirse, güvenliğinin sağlanması da o kadar hayati bir meseleye dönüşür.

Bir insansız hava aracının kontrol sistemine müdahale edilmesi, bir haberleşme ağının devre dışı bırakılması veya bir savunma sisteminin yazılım hatası nedeniyle görevini yerine getirememesi ihtimali bile üzerinde ciddiyetle durulması gereken konulardır.

Bugün kendi geliştirdiğin teknolojiyle gurur duyabilirsin. Peki, yarın aynı teknolojiyi senden daha iyi anlayan, sistemindeki bir açığı senden önce keşfeden biri karşına çıkarsa ne yapacaksın?

İşte asıl soru budur!

Teknolojik üstünlük, yalnızca daha güçlü sistemler üretmekle sağlanmaz. O sistemleri koruyabilmek, gerektiğinde güvenli biçimde devre dışı bırakabilmek ve dijital altyapılar çöktüğünde bile hayatı sürdürebilmekle sağlanır.

BENİM EN BÜYÜK KORKUM: GIDAYA VE SUYA ULAŞAMAMAK

Gelelim meselenin bence en önemli tarafına…

İnsanlık ne kadar gelişirse gelişsin değişmeyen temel ihtiyaçlarımız var: Su, gıda, barınma ve sağlık.

Yapay zekâ ne kadar ilerlerse ilerlesin, insanın yemek yeme ihtiyacını ortadan kaldıramayacak. En gelişmiş robotlar bile insanın temel yaşam ihtiyaçlarını bir anda yok edemeyecek.

Ancak bu ihtiyaçlara ulaşmamızı sağlayan sistemler ciddi biçimde aksarsa işte o zaman büyük sorunlarla karşı karşıya kalabiliriz.

Bir düşünün…

Elektrik kesintisi nedeniyle soğuk hava depoları çalışmıyor. Nakliye sistemleri aksıyor. Marketlerin tedarik zinciri bozuluyor. Ödeme sistemleri devre dışı kalıyor. Su dağıtımında veya hastanelerin altyapısında ciddi sorunlar yaşanıyor.

Bunların hepsinin aynı anda gerçekleşeceğini söylemiyorum. Ancak birbirine bağlı sistemlerde yaşanabilecek büyük arızaların başka alanları da etkileyebileceğini biliyoruz.

İşte benim asıl endişem burada başlıyor.

Çünkü insan aç kaldığında, susuz kaldığında veya ailesinin temel ihtiyaçlarını karşılayamadığında mesele yalnızca teknolojik bir problem olmaktan çıkar. Toplumsal huzur, güvenlik ve dayanışma da bundan etkilenir.

Açlık ve susuzluk korkusunun büyüdüğü bir dünyada insanların nasıl davranacağını kestirmek kolay değildir.

Bu nedenle dijitalleşmeyi yalnızca hız, konfor ve ekonomik kazanç üzerinden değerlendiremeyiz. Gıda güvenliğini, su kaynaklarını, enerji altyapısını ve temel hizmetleri de aynı ölçüde düşünmek zorundayız.

Teknoloji insanlığa hizmet etmeli; insanlık, teknolojinin çalışmasına bağımlı hâle gelerek kendi temel ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma düşmemeli.

TEKNOLOJİYİ GELİŞTİRENLER BİLE HER ŞEYİ KONTROL EDEBİLİYOR MU?

Dünyada yapay zekâya ve dijital teknolojilere milyarlarca dolar yatırım yapılıyor. Aynı zamanda bu teknolojilerin güvenliği ve oluşturabileceği riskler üzerine çalışmalar yürütülüyor.

Çünkü bir teknolojiyi geliştirmek başka, onun ortaya çıkarabileceği bütün sonuçları önceden hesaplamak başka bir şeydir.

Bugün bir yazılımın ne yapacağını büyük ölçüde öngörebildiğimizi düşünebiliriz. Ancak sistemler birbirine bağlandıkça, kullanım alanları genişledikçe ve insan müdahalesi azaldıkça denetim meselesi daha da önem kazanıyor.

Yapay zekânın kendi başına insan gibi bir iradeye sahip olması gerekmiyor ki sorun çıkarsın. Bazen yanlış tasarlanmış bir sistem, bazen gözden kaçırılmış bir güvenlik açığı, bazen de kötü niyetli tek bir kişinin müdahalesi büyük zararlar doğurabilir.

Dolayısıyla meseleyi yalnızca bilim kurgu filmlerindeki robotların insanlığa karşı ayaklanması şeklinde düşünmeyelim.

Gerçek tehlike, günlük hayatımızın vazgeçilmezi hâline getirdiğimiz sistemlerin güvenliğini yeterince sağlayamamamızdır.

PEKİ, ÇÖZÜM NE?

Çözüm, teknolojiden vazgeçmek değil; teknoloji karşısında tedbiri elden bırakmamaktır.

Devletler kritik altyapılarını korumalı, şirketler güvenlik açıklarını gidermeli, dijital sistemler düzenli olarak denetlenmeli. Elektrik, su, sağlık ve gıda gibi hayati alanlarda tek bir sisteme bağımlılığı azaltacak alternatifler hazırlanmalı.

En önemlisi de insanın karar verme ve gerektiğinde müdahale etme imkânı korunmalı.

Çünkü bir gün sistem arızalandığında veya siber saldırıya uğradığında elimizde yalnızca bir ekran ve çalışmayan bir yazılım kalmamalı.

İnsan hayatını etkileyen her teknolojik yatırımda güvenlik, en az verimlilik kadar önemli görülmelidir.

SON SÖZÜM…

Bütün bunları neden yazıyorum?

Çünkü insanlık olarak bazen kendi ürettiklerimize gereğinden fazla güveniyoruz. Daha hızlı otomobiller, daha akıllı cihazlar, daha güçlü sistemler geliştiriyoruz. Fakat bütün bunları yaparken bir şeyi unutuyor olabiliriz: Her kolaylığın bir sorumluluğu, her teknolojik gelişmenin de yönetilmesi gereken bir riski vardır.

Ben geleceğe düşman değilim. Yapay zekânın insanlığa fayda sağlamasını, bilimin ilerlemesini, hayatımızın kolaylaşmasını elbette isterim.

Ama insanın kendi geliştirdiği sistemlerin esiri olduğu bir dünyayı da istemem.

Fransa’daki marketlere yönelik siber saldırı, dijital sistemlere yapılan bir müdahalenin günlük hayatımızı nasıl etkileyebileceğini hatırlatıyor. Teknolojik sistemlerde yaşanan yazılım hataları da en gelişmiş sistemlerin bile beklenmedik koşullarda başarısız olabileceğini gösteriyor.

Bunlar dünyanın sonunun geldiği anlamına gelmiyor. Fakat geleceği planlarken ihtimalleri ciddiye almamız gerektiğini açıkça ortaya koyuyor.

Bazen insan düşünüyor: Teknolojiyi bu kadar ileriye taşıyoruz da insanlığın huzurunu aynı ölçüde ileriye taşıyabiliyor muyuz?

İşte asıl mesele budur!

Benim inancım da bu noktada devreye giriyor. Dünya fanidir, insan ölümlüdür. Hiçbir teknoloji bize sonsuz bir hayat vaat edemez. Allah’a olan inancım bana bu gerçeği hatırlatıyor.

Ancak faniliğe inanmak, tedbiri bırakmak anlamına gelmez. Tam tersine, bize emanet edilen hayatı korumak için sorumluluk almak gerekir.

Dilerim ki insanlık, geliştirdiği teknolojinin gücüne kapılıp kendi geleceğini tehlikeye atmak yerine, bu gücü insanlığın huzuru ve iyiliği için kullanmayı öğrenir.

Çünkü unutmayalım:

Teknolojinin ne kadar akıllı olduğu değil, insanın onu ne kadar akıllıca kullandığı önemlidir.