Topla daha çok oynayabilirsiniz, sürekli hücumu düşündüğünüzü de sanabilirsiniz; ancak tabelada 6-0 gibi tarihi bir mağlubiyet yazıyorsa ve rakip kaleye tek bir gol dahi bırakamıyorsanız, o takımda halı altına süpürülemeyecek kadar ciddi sorunlar var demektir.
Geçtiğimiz günlerde Roma karşısında sergilenen futbol herkesin göklere çıkardığı kadar görkemli değildi belki ama sahada en azından son ana kadar direnen, savaşan bir takım vardı. Villa Park’ta ise topla iyi işler yapılıyor gibi görünen anlarda bile top rakibe geçtiği an sahada savaşan tek bir ruh kalmadı. Futbolun doğasında elbette ağır yenilgiler de var; fakat bu seviyelerde yeteneğiniz ne olursa olsun, sahaya her zaman %100’ünüzü koymak zorundasınız. Şimdi Fenerbahçe’nin önünde duran asıl ve en yakıcı soru şu: Villa Park’ta sadece 90 dakikalık bir maç mı kaybedildi, yoksa çözülmesi gereken çok daha büyük, derin krizler mi gün yüzüne çıktı?
Esasen ben bu tehlikenin sinyallerini farklı kazanılan Rize maçından sonra da vermiş ve takımı eleştirmiştim. Görünüşe göre İsmail Kartal, 15 günlük milli arayı fiziksel yükleme anlamında hiç ama hiç değerlendirmemiş. Greenwood’un sahada adeta ayakta duracak takatinin olmaması, Guendouzi’nin o bildiğimiz hırslı ve dinamik kimliğinden kilometrelerce uzakta kalması bunun en net kanıtı. Bu fiziksel çöküşe bir de İsmail Yüksek eklendi… Mücadelesine ve hırsına her zaman saygı duyduğum bu oyuncuyu, kariyerinde ilk kez sahada bu kadar etkisiz ve çaresiz izledim. Üstelik rakip tribünlerin ayağına her top geldiğinde ıslıkladığı ve bu baskı nedeniyle oyundan tamamen kopan Greenwood’u kenara almak için kenar yönetiminin neden bu kadar beklediğini anlamak gerçekten güç.
İki takımın santrfor performanslarını yan yana koyduğumuzda tablo daha da netleşiyor. Bir tarafta kaçırdığı net iki pozisyon dışında sahada adeta hayalet gibi gezen bir Vedat Muriqi; diğer tarafta ise Fenerbahçe savunmasını darmadağın eden, fırtınalar estiren bir Jackson... Bu seviyelerde yetenekli ve sonuca tesir edecek ayak eksikliğinin çekildiği acı bir gerçek.
Hücum hattındaki bu kısırlık ve isteksizlik içinde takımı bir şeyler yapabilmek için yırtınan tek isim Oğuz Aydın’dı. Ağır mağlubiyetin ardından gecenin sarı-lacivertliler adına tek tesellisi de o oldu. Maç boyunca sergilediği yüksek enerji, özveri ve pes etmeyen yapısıyla dikkat çeken milli futbolcu, tarihi hezimetin ardından taraftarın tribünlere özel olarak çağırıp alkışladığı tek isim olarak hakkını aldı.
Fenerbahçe’nin bu hezimetten çıkaracağı dersler sadece skorla sınırlı kalmamalı; fiziksel yetersizlikler ve kadro kalitesindeki bu gözle görülür tavan eksikliği bir an önce masaya yatırılmalıdır.