Fenerbahçe derbide yine yokları oynadı. İlk yarıda ne şut çekebildi ne de sahada bir varlık gösterebildi. Koca 45 dakika, yalnızca Ederson’un kurtarışlarıyla ayakta kalmaya çalışarak geçti. Bana göre Fenerbahçe, derbi tarihinin en kötü ilk yarı performansıydı. Şut yok, direnç yok, atak yok, ruh yok Fenerbahçe yoktu.
İsmail Kartal’ın savunma tercihi de bu tablonun önemli nedenlerinden biriydi. Archie Brown ve Skriniar’ı stoperde oynatmak, maç öncesinde alınması gereken riskli bir karardı. İsmail hocanın kendi isteğiyle kadroya katılan Oppong’u böylesine kritik bir derbiye hazırlayamaması, sol bekten stoper yaratmaya çalışması ciddi bir eleştiri konusu. Nitekim Osimhen’in perdeyi açan golünde Archie şut imkanı tanıdı.
Oysa yoğun fikstürde 16-17 maçtır aralıksız oynayan Skriniar ve Ake’nin sakatlık riskleri ortadaydı. Oppong’un bu süreçte hazır tutulması gerekiyordu.
Fenerbahçe’nin geriden oyun kuramayıp topları Ederson üzerinden sürekli Lukaku’ya şişirmesi de kabul edilebilir bir oyun planı değil. Bu anlayışla bir adım ileri gitmek mümkün değil.
Galatasaray, ilk yarıda Fenerbahçe karşısında bu kadar rahat oynadığı ve bu kadar pozisyona girdiği başka bir derbi yaşamış mıdır, gerçekten tartışılır. Fenerbahçe ise İsmail Kartal’ın ısrarla sürdürdüğü yanlışların bedelini ödüyor. Hataların üzerine yenileri eklendikçe takımın gerilemesi kaçınılmaz hâle geliyor. Gelinen noktada beşinci sıraya düşülmesi de bunun bir sonucu.
İkinci yarıya başlarken herhangi bir müdahale yapılmaması ayrı bir hataydı. Değişikliklerde ise sahada etkisiz kalan Guendouzi yerine Kante’nin kenara alınması doğru bir tercih değildi.
Kerem ve Mert Hakan’ın oyuna girmesiyle Fenerbahçe kısa süreliğine de olsa üstünlüğü eline aldı. Kerem’in ortasında Oğuz’un indirdiği topa İrfan Can Kahveci’nin attığı rövaşata golü ise gecenin en güzel anıydı. Bana göre bu gol, derbi tarihinin en güzel rövaşatalarından biri olarak hatırlanmayı hak ediyor.
Fenerbahçe adına gecenin bir diğer önemli ismi Ederson’du. Galatasaray’ın farkı açmasına engel olan Brezilyalı kaleci, bu sezon ortaya koyduğu performansla kendisine duyulan güvenin karşılığını vermeye devam ediyor.
Galatasaraylılar bu maçı, belki de tarihi bir farka dönüşebilecek karşılaşmayı 2-1 kazanmış olmanın rahatlığıyla hatırlayacak. Son dakikalarda Skriniar’ın kafa vuruşunu çizgiden çıkaran Lemina’nın müdahalesi de bu hikâyenin önemli bir parçası olacak.
Fenerbahçe ise büyük bir felaketten kıl payı kurtuldu.
Maçın ardından İsmail Kartal’ın basın toplantısı da en az oyun kadar düşündürücüydü. Kötü performansı kabul etti ancak eleştirilere “O sizin görüşünüz” yaklaşımıyla karşılık verdi. Daha da önemlisi, Fenerbahçe’yi bu tablodan çıkaracak somut bir yol haritası ortaya koyamadı.
Peki, bundan sonra ne olacak?
Göztepe ve Liverpool maçları, özellikle millî ara öncesinde, takımın geleceği açısından belirleyici olacak. Ancak mesele yalnızca iki maçın sonucu değil. Fenerbahçe’nin artık bu kan uyuşmazlığını çözmesi gerekiyor.
İsmail Kartal, göreve getirildiğinde kulübün ilk tercihi değildi. Planlama konusundaki bu belirsizliğin bedeli bugün ödeniyor. Aziz Yıldırım ve yönetiminin önünde artık net bir karar var: İsmail Kartal’la devam mı, yoksa yeni bir başlangıç mı?
Sırf “Göndermeyeceğim” demek, Fenerbahçe için bir çözüm değil. Aynı şekilde, İsmail Kartal’ın da kronikleşen hatalarını sürdürerek takımın düze çıkmasını sağlaması mümkün görünmüyor.
Fenerbahçe kötü gidiyor. Hem de yalnızca sonuçlar açısından değil, oyun ve gelecek planlaması bakımından da ciddi sorunlar yaşıyor. Bu tablo karşısında artık kararlı bir adım atılması gerekiyor.
Maçın Üçlüsü
Kante – Ederson – İrfan Can