Futbol bazen bir maçtan fazlasıdır; ama bazen de tam olarak bir maçtır ve hiçbir şeyi saklayamaz. Dün akşamki derbi ikinci türdendi.

Skor tabelası 2-0'ı gösterdiğinde, aslında ilk 45 dakikanın hikâyesi çoktan yazılmıştı. "Enteresan bir ilk yarı oldu" demek isterdim, ama dilim varmıyor. Çünkü ortada enteresanlık değil, tek taraflı bir hükümranlık vardı.

İlk Yarı: Bir Takım Sahada, Diğeri Seyirci

Galatasaray santra düdüğünden itibaren öz güvenli, baskın ve kararlıydı. Lille'i yenen takımın devam filmi gibiydi; senaryo belli, oyuncular rolüne hâkim. İlk 45 dakikanın istatistikleri maçın fotoğrafını çekiyor: %68 topla oynama, rakip ceza alanında 19-3'lük buluşma üstünlüğü, şutlarda 11-0. Fenerbahçe'nin kaleyi tutan şutu geçtim, kaleyi tutmayan şutu dahi yoktu. Direkten dönen top bile Sanchez'in ters vuruşuydu; yani rakibin kendi kalesine yakınlığı, sarı-lacivertlilerin hücum girişimlerinden değil.

Osimhen Yine Tabelayı Belirledi

Büyük maçların büyük oyuncuları vardır. Osimhen, hemen her kritik karşılaşmada olduğu gibi dün de tabelayı belirledi. İki gol, sadece istatistik değil; bir tehdit algısı. Fenerbahçe savunması onun varlığıyla sürekli tedirgin oynadı, pozisyon aldı, alan daralttı ve bu da Galatasaray'ın diğer oyuncularına nefes aldırdı.

Batrakov: Yaşının Çok Üzerinde Bir Soğukkanlılık

Maçın en çok konuşulması gereken isimlerinden biri Batrakov'du. Dün de yaşının çok üzerinde bir soğukkanlılıkla oynadı; hücumların kalbindeydi. Topu aldığında ne yapacağını biliyor, tempoyu ayarlıyor, pas kanallarını görüyordu. Okan Buruk'un onu çıkarma kararı ise akıllarda soru işareti bıraktı. Son dakikalarda yaşanan sıkıntıların başlangıcı büyük ölçüde bu değişiklikle örtüşüyor. Garip değişiklikler derbinin sonunu gerdi; ama Galatasaray yine de çok önemli bir üç puanın sahibi oldu.

Fenerbahçe'nin İlkel Metodu

Fenerbahçe cephesinde ise oyun planı neredeyse tek bir cümleye indirgenmişti: "Topu Lukaku'ya at." Bu ilkel metodun işlemesi zaten kolay değildi; hele Galatasaray gibi topa sahip olma kalitesi yüksek bir rakibe karşı neredeyse imkânsız. İlk yarıda sarı-lacivertlilerin bırakın kaleyi tutmayı, kaleyi tutmayan şutu bile yoktu. Bu tablo, taktiksel bir çaresizliğin fotoğrafıydı.

Totem mi, Akıl mı?

İsmail Kartal'ın aylardır futbol oynamayan Mert Hakan'ı, son kazanılan derbide sahada diye takımın en iyisi İrfan'ın yerine oyuna alması ise totemden başka bir şey değildi. Futbolda totemlerin yeri olabilir; ama totem, taktiksel aklın önüne geçtiğinde bedeli puan olur. Dün akşam bu bedel ödendi.

Son Düdükten Sonra

Galatasaray derbiyi kazandı. Son düdükten sonra Kerem ve Mert Hakan, ne kadar iyi Fenerbahçeli olduklarını çıkan arbedede ispatlamaya çalıştılar. Oysa derbilerde aidiyet, arbede değil; sahada akılla, cesaretle ve soğukkanlılıkla ispatlanır. Dün akşam bunu yapan taraf Galatasaray'dı. Fenerbahçe ise sahadan hem skor hem de oyun olarak eksik ayrıldı.