“… Sev diyeydi, beni çok sev diyeydi. Tüm kaçışlarım, yenilişlerim, çırpınışlarım Sev diyeydi, beni çok sev diyeydi. Tüm kaçışlarım, yenilişlerim, çırpınışlarım Beni çok, çok sev diyeydi…” bir şarkı sözü..

Ne kadar da net anlatmış değil mi derdini?
Hayatın en büyük mutluluğu sevilmektir; kendimiz olduğumuz için, ya da kendimize rağmen sevilmek. Söz; Victor Hugo’ ya atfediliyor.
Mevlana ise şöyle diyor; Her yerde olmak gibi bir duan varsa, gönüllere gir; çünkü sevenler, sevdiklerini gönüllerinde taşırlar.

Sev diye, sevgi diye insan delirir mi? Size anlatırdım ama günlerce yazmam gerekirdi bunun için… muhtemelen her şeyi ama her şeyi sevilmek için yapıyoruz. Kabullenilmek için, en basiti onay almak için yapıyoruz. O onay mekanizması bizi en yasak yerlere bile itse, o onay alınacak ve tadına doyum olmayacak. Onay, alınan bişey miydi? Verilen bişey miydi?

Onay neden bu kadar önemli ki? Biri sizi, yaptıklarınızı, söylediklerinizi, söylemediklerinizi onaylasa ne olur, onaylamasa ne olur?

Psikolojide onay mekanizması; başkaları tarafından kabul görmek, desteklenmek ve takdir edilme arzusudur. Bu mekanizma, insanın aidiyet hissetmesini ve sosyal çevreye uyum sağlamasını kolaylaştıran evrimsel ve psikolojik bir süreç.

Psikolojide onay mekanizmasının önemi şurdan geliyor:
Çocukluktan itibaren insanlar, kendilerini başkalarının onlara yansıttığı görüntüler üzerinden tanırlar. Çevreden gelen olumlu onaylar, sağlıklı bir özsaygı ve güçlü bir benlik algısı geliştirilmesine yardımcı olur. Bu Ayna Benlik kavramı oluyor.

İnsan sosyal bir canlıdır. İlkel dönemlerde gruptan dışlanmak hayati bir risk taşıdığı için, grubun onayını almak bir hayatta kalma stratejisiydi. Bugün de onaylanmak, Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisi içinde yer alan "sevgi ve aidiyet" ihtiyacını doğrudan besler. Bu da evrimsel kökeni.

insan kendi hislerini geçerli kılmakta zorlandığında, dış dünyadan onay arar. Başkalarının "Seni anlıyorum, hissettiklerin normal" mesajını vermesi, kişideki kaygıyı azaltır ve duygusal bir rahatlama sağlar. İşte sorun burada başlıyor. Nerden onay beklediğiniz önemli. Süreci etkileyen bi unsur.

İkili ilişkilerde tarafların birbirlerinin duygularını ve sınırlarını onaylaması, güvenli bir bağ kurulmasını sağlar. Empati mekanizmasının çalışması için onaylama kritik bir adımdır. Yani onay gördüğünüz kadar, onaylıyorsunuz gibi bi sonuç çıkıyor.

Onaylanma arzusu tamamen sağlıklı ve insani bir ihtiyaçtır; ancak bu durum kronik dış onay bağımlılığına dönüştüğünde psikolojik sorunlara yol açabilir; ki burası zurnanın zırt dediği yer.
Kişi, kendi değerini sadece başkalarının övgülerine endeksler.
Hayır diyememe, sınır çizememe ve insanları memnun etme hastalığı gelişir.
Özgün benlik baskılanır ve kişi sürekli maskeler takmak zorunda hisseder. Onay almak için, olmadığı bir kişi gibi davranır. Onayın müptelası olur ve bu manipülasyonu da beraberinde getirir. Hiçbir şey artık gerçek değildir. Her şey onay almak içindir.


İlişkilerde duygusal onaylama, karşınızdaki kişinin hissettiği duyguyu yargılamadan, doğru ya da yanlış olduğunu tartışmadan kabul etmek ve bu duygunun anlaşılır olduğunu ona hissettirmektir. Duygusal onaylama, partnerinizin fikrine katılmak zorunda olduğunuz anlamına gelmez; sadece "Böyle hissetmeye hakkın var ve seni duyuyorum"mesajını vermektir. Bazen de bu sorunun muhatabı her zaman partneriniz değildir. Onay ihtiyacını bilen ve onaylanmak için yanıp tutuşan, aynı platformda buluştuğunda, olay artık başka bir boyuta da varabilir. Bir çeşit Voltran oluşturuldu bile.

Bir ilişkide kilit nokta “ onaylanmak” ise, neler yapmak gerekir? Araştırdım.

Onlara onaycılar diyelim. Onaycılar tüm dikkati kendilerine istiyor bir kere. Asla dikkat dağıtıcıları kabul etmiyorlar. Onaycılar sizinle bir şey paylaşırken ona tüm dikkatinizi verin.
Onaycılar, beden diline ekstra önem veriyor, göz temasını unutmayın. Beden dilinizle orada olduğunuzu ve onu önemsediğinizi gösterin.
Onaycılar, her sözleri olay olsun istiyor. Cümlenin bitmesini, tavsiye vermek ya da kendinizi savunmak için değil, sadece anlamak için bekleyin. Sonuna kadar dinlemek lazım. Mazallah lafı kesilmesin.

Onaycılar, kelimelere çok takılıyor.
“Büyütecek bir şey yok, takma kafana” derseniz, bunu duyguyu önemsememe olarak algılıyorlar.
"Bence öyle hissetmemelisin" derseniz, duyguyu yargılamış olursunuz.
"Sen de hep her şeye çok alınıyorsun" derseniz suçlamış olursunuz.

Onaycılar zor insanlar. Ama “sevgi dilenenler” ile karşılaştıklarında ortamı kolayca terkedebiliyorlar. Önemli olan onay almak, nerden geldiğinin önemi yok.

Tekrar görüşelim
Didem Dede