İstanbul’dan çıkıp, şehirler arası yol yaparken enteresan köprülerle karşılaştım. Otoyolun üzerinde güzel taklar gördüm. Üzeri bitki örtüsüyle kaplı köprüler. Başı ve sonu otoyol kenarlarına denk geliyor. Nedir bu köprüler?

Ekolojik köprü, vahşi yaşam geçidi…
Şehirleşmenin ortasında, onlara borçlu olduğumuz şey…!

Otoyol, demiryolu ve baraj gibi insan eliyle yapılmış engeller nedeniyle bölünmüş doğal yaşam alanlarını birbirine bağlayan, bitki ve yaban hayvanlarının güvenle karşıdan karşıya geçmesini sağlayan yeşil üst geçit veya alt geçit yapılar, ekolojik köprüler.

Temel amaç, ormanların, doğal alanların ortadan ikiye bölünmesini engellemek, genetik çeşitliliğe zarar vermemek. Üzerine toprak, çalı ve yerel bitki örtüsü serilerek doğal bir ortam hissi yaratılır; böylece hayvanlar burayı yapay bir yapı olarak değil, doğal bir koridor gibi kullanır.

Karayolları genel müdürlüğü verilerine ve ulaştırma projelerine göre Türkiye'de ekolojik köprüler; Kuzey Marmara Otoyolu üzerindeki İstanbul Uskumruköy ekolojik köprüsü, Tarsus-Pozantı Otoyolu'ndaki Orman Ekosistem Köprüsü ve İstanbul-İzmir Otoyolu üzerinde bulunuyor.
Türkiye'de kara yolu ve demir yolu ağları üzerinde toplam 21 ekolojik köprü (yaban hayatı geçidi) tamamlanmış.

Birçok kentte, ekolojik köprüler, insan eliyle yapılmış. Genellikle hızla seyahat edilen otoban etrafında tercih edilmiş. En çok yaban hayatı zayiatı olan yerler otobanlar.
Yaban hayatı için, doğal ortamının bölünmesi diye bir durum yok. Kaplumbağa için, tilki için, tavşan için devamlılık önemli. Ormanda dolaşırken pat diye içine düştüğü şey, bir otoyol. Ölmesi, ezilmesi an meselesi. Elbette sadece ona zarar değil, çarpan araç için de problem.

Ama bu gelişen, hızla gelişen değişen çağda; doğadaki hayvanlara birşey borçlu değil miyiz? Biz insanoğlu olarak, gideceğimiz yere gidebileceğiz de; onlar gitmeyecekler mi? Avlanmayacaklar mı? Gezmeyecekler mi? Doğanın tadını çıkartmayacaklar mı?

İşte aslında ekolojik köprüler de bunun için yapılmış. Yaban hayatı sekteye uğramasın diye. Otoyolun bir tarafındaki hayvanlar, diğer tarafındakilerden ayrılmasın diye… korunsunlar diye, çoğalsınlar diye… yaşasınlar diye…

Onlardan çaldığımız doğanın, bir karşılığı olmalıydı. İnsanoğlu olarak onların alanına yayılmamızın bir bedeli olmalıydı. Bir diyeti, bir keffareti olmalıydı. Hâlâ bu sayının az olması, tam ödemediğimizin de göstergesi…

İnsanoğlunun bu bencilliğini her gün görmenin verdiği hüzün inanılmaz ve aşılması güç. Sadece kendimiz için yaşıyoruz ve kendimize kadar yaşıyoruz. Başka canlıya yer yok. Sorumluluğu yok, sevgisi yok. Keşke olsaydı… şu ölümlü dünyada keşke, başka canlıların da olduğunu kabul edebilseydik… aslında belki de o ekolojik köprüleri kendimiz için yapıp, geri kalan her şeyi doğaya bırakmalıydık…

Tekrar görüşelim
Didem Dede