Hiç kuş bakmamıştım. Ondan da geri kalmayayım diye kendime arkadaş olarak bir Sevda Papağanı (Lovebirds) seçtim. Artistin teki çıktı; benden daha kaprisli.
Hayvan dostun varsa sırtın yere gelmiyor. Dünyanın en büyük mutluluğunu yaşatıyorlar insana. Benim Atiba da öyle. Konuşmuyoruz ama aramız iyi. Adını sevmedi yalnız; oğlum diyorum mecburen. Alem bir kuş. Küsmeleri falan var, tripleri. Dört aydır beraberiz hala elimi gagalıyor dışarı çıkmamak için.
Sevda değil adeta trip papağanı
Evin en güzel köşesinde manzaraya karşı arzı endam ediyor. Mutlu olsun diye netten kuş sesleri dinletiyorum ona keyiften şakıyor da şakıyor. Hafta sonu evin şeklini değiştirdim; ona da dekorasyonda kuytu bir köşe düştü. Aman bir darılmalar, poposunu dönmeler, yüzüme bakmamalar. Eski yerine koyunca yeniden coştu.
En yakın dostum Tülay’la araları çok iyiydi ta ki Tülay yanına tahta siyah bir kuş getirene kadar. Yine döndü yeşil tüylü poposunu, küstü! Tahta kuş gidince yine eski halimize döndük.

Özgürlük nedir bilmeyen kuş
İki kez dışarı çıktı, sağa sola çarptı. Uçmuyor, duruyor tıpkı kafesteki gibi. Yazarken bile içim acıyor. Doğuştan hapis yatan bir kuşa özgürlüğü öğretemiyorsun. Hapiste doğdu, büyüyor. Dışarı çıkarmaya çalışınca panikliyor. Serbest bıraksam dışarda yaşayamaz diyorlar. O dışarı çıkmadıkça benim de evden çıkasım gelmiyor. Oğlu hapislik; anası fıldır fıldır gezmesin istiyorum.
Hapis yatan bütün oğulları düşünüyorum. Annelerini düşünüyorum. Yine içim acıyor. Her canlı kendi doğasında, özgürce mutlu. Ellerinden mutluluklarını almayalım.