Bu zamana kadar pek çok panelde, toplantıda, açık oturumda moderatörlük yaptım. Siyaset konuştuk, ekonomi konuştuk, yerel yönetimleri konuştuk.
Ama çarşamba günü yönettiğim program, diğerlerinden farklıydı.
Çünkü masada, depremden sonra en çok konuşulan ama en az dinlenen bir kesim vardı:
İnşaat mühendisleri.
Toplantı, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nün ev sahipliğinde gerçekleştirildi.
Başlık netti: 6 Şubat depremlerinde yaşanan hukuki sorunlar.
Ama salondan çıkan mesele, tek bir başlığa sığmayacak kadar büyüktü.
Asıl soru şuydu:
Depremden sonra gerçekten adalet mi arandı, yoksa suçlu mu?
Bir Mektup Okundu, Bir Gerçek Hatırlandı
Programda, deprem bölgesinde görev yapmış ve tutuklanmış bir inşaat mühendisinin mektubu okundu.
Bu mektup ne bir ağıttı ne de bir isyan metni.
Bu, mesleğini bilen bir mühendisin;
Sorumluluğunu ve
yetki sınırlarını
anlatan soğukkanlı bir hak arayışıydı.
Altı çizilen gerçek şuydu:
Mühendislik, projenin yapıldığı süreçteki geçerli prosedürlerden sorumludur, yıllar sonraki kullanım ve değişen prosedürlerden sorumlu değildir.
Yetkisi olmayan bir alanda, sınırsız sorumluluk yüklenemez.
Deprem bir neticedir.
Ama her netice, otomatik olarak kusur değildir.
Hukukçular yapılardaki olası hatalar ve statik hesaplar konusunda bilirkişilerden aldıkları raporlar ile bu süreçleri yönetirken, bilirkişilerin yetkinlikleri’nin bu raporlara yeterli olup olmadığı en büyük sorun olarak ortaya kondu.
Hesap mı konuşuyor, kanaat mi?
Yıllar içinde defalarca değişmiş deprem yönetmeliklerine rağmen,
eski yönetmeliklere göre yapılmış yapıların 2018 yönetmeliklerine göre raporlanması sonucunda ortaya çıkan sonuçlar esas alınarak inşaat mühendisleri sorumlu tutuluyor.
Bu yaklaşım;
bilimsel değil,
hukuki değil,
sağlıklı hiç değil.
Ve ne yazık ki bu tablo inşaat mühendislerini peşinen şüpheli konumuna itiyor.
Yetki Yok, Sorumluluk Var
Ama depremden sonra,
ilk hatırlanan yine sahada çalışan inşaat mühendisleri oldu.
Oysa temel çelişki ortada:
Yetkisi olmayan sorumlu tutuluyor.
Çünkü yapıda sonradan yapılan değişiklikleri hiçbir inşaat mühendisinin takip etmesi mümkün değil. Görev tanımında öyle bir sorumlulukta bulunmuyor.
Sonuçta yetkisi ve sorumluluğu olmayan,
Karar alamaya yetkisi bulunmayan İnşaat mühendisleri yargılanıyor.
Bu çarpıklık düzeltilmeden,
ne adalet tesis edilir
ne de güvenli şehirler kurulur.
Mustafa Keleş: Bir Adaydan Fazlası
İşte tam da bu noktada, dünkü toplantının taşıyıcı isimlerinden biri öne çıkıyor:
Mustafa Keleş.
Şubat ayında yapılacak İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi 50. Dönem Şube Başkanlığı için aday.
Ama Mustafa Keleş’i yalnızca bir aday olarak tanımlamak eksik kalır.
O, sahayı bilen bir Yüksek İnşaat Mühendisi.
Masanın başında değil, mesleğin tam içinde yetişmiş bir isim.
Dünkü toplantıda da bunu açıkça gördüm.
Sorunu biliyor.
Sorumluluğun nerede başlayıp nerede bittiğini biliyor.
Ve en önemlisi, meslek onurunun ne demek olduğunu biliyor.
Ne popülizm yapıyor.
Ne kolaycı suçlamalara prim veriyor.
Ne de “her şey yolunda” diyerek gerçekleri örtüyor.
Diyor ki;
Bu sorunlar konuşulmalı.
Bu yanlışlar bir daha yaşanmamalı.
Odalar gerekli sorumluluk ve çalışmaları yapmalı, hukuki ve teknik komisyonlar oluşturarak sürecin merkezinde aktif rol üstlenmeli, olası hukuki mağduriyetlerin önüne geçilmesi adına gerekli hazırlık ve çalışmaların etkin biçimde yürütülmesini sağlamalıdır.
Bu yaklaşım, bir seçim vaadi değil.
Bu, mesleğe değer katma iradesi.
Seçim Bir Formalite Değil, Bir Sorumluluk
Şubat ayında yapılacak Mühendisler Odası seçimleri, sıradan bir meslek seçimi değil.
Bu seçim;
inşaat mühendislerin,
mesleğine sahip çıkıp çıkmayacağının göstergesi.
Bu yüzden çağrım net:
Mesleğimizin ciddiyetini, sorumluluğunu, prestijini hak ettiği noktaya gelmesini isteyen tüm İnşaat mühendisi meslektaşlarımız sandığa gitmeli.
Oy kullanmalı.
Sözünü orada söylemeli.
Çünkü bu sorunlar konuşulmazsa,
bu yanlışlar düzeltilmezse,
yarın bir başka depremde
aynı acıları,
aynı adaletsizlikleri
yeniden yaşarız.
Ve toplantıdan sonra şuna inanıyorum:
Bu mesleği, bu sorumluluğu, bu mücadeleyi
Mustafa Keleş gibi isimler layıkıyla taşıyabilir.