Futbol bazen 90 dakika değildir. Bazen iki dakikadır. Kadıköy’de yaşanan tam olarak buydu. Bir an şampiyonluk yürüyüşünün coşkusu, bir an sonra tribünlere çöken ölüm sessizliği…

Fenerbahçe, Kasımpaşa karşısında ilk yarıda yokları oynadı. Oyun kuramadı, tempoyu belirleyemedi, rakibini rahatsız edemedi.

Kasımpaşa ise planına sadık, geçişlerde net ve cesurdu. Kaçan iki önemli fırsat var; biri kalecinin kritik müdahalesi, diğeri direk dibinden auta giden top. İlk 45 dakikada üstün olan taraf tartışmasız konuk ekipti. Emre Belözoğlu bir plan ve disiplini birleştirip Kadıköy’den ihtiyacı olan puanı aldı.

İkinci yarıda Fenerbahçe topa daha fazla sahip oldu. Ancak mesele topa sahip olmak değil, o topu ne yaptığınız. Sarı-lacivertliler ceza sahası çevresinde top çevirdi ama kaleye tehdit üretmekte zorlandı.

Tedesco’nun devre arası istediğ forvet yerine gelen Cherif malesef çözüm ya da kurtarıcı olamadı! 16 şutun yalnızca üçü kaleyi buldu. Bu istatistik baskının görüntüden ibaret olduğunu anlatmaya yetiyor. Topu rakip yarı sahada bir o yana bir bu yana atmak gol getirmiyor malesef!

Derken uzatma dakikaları…

Marco Asensio’nun enfes vuruşu Kadıköy’e cenneti getirdi. Tribünler şampiyonluk psikolojisine girmişti bile.

Fakat Fenerbahçe’nin kronik sorunu tam burada ortaya çıktı: Skoru koruma refleksi ve duygusal kontrol eksikliği geçen sezon Kayseri maçında, evvelki sezon İstanbulspor maçında Fenerbahçe’nin kaderine yön vermişti. Bu sezon yine hortlayıp önemli bir avantajı kaptırmasını sağladı.

Golün ardından oyunu soğutmak, topu tutmak, basit oynamak gerekirken savunmada zincirleme hatalar geldi. Kademe yanlışları, adam paylaşımı eksikliği ve geç reaksiyon… Yiğit Efe yerini kaybetti ve yanlış hamle yaptı, Fred orta yapılmasına izin verdi, Mert Müldür rakibe kafayı vurdurttu son olarak Guendouzi çevre kontrolü yapamadı ve iki dakika sonra gelen eşitlik. Coşku yerini sessizliğe bıraktı.

Teknik tarafta da tartışılacak başlıklar var. İki değişikliğin sakatlıktan gelmesi hamle şansını azalttı ama kalan tek değişiklik hakkı oyunu değiştirecek profilde kullanılmalıydı. Fred tipi bir merkez dokunuşu tempoyu artırabilirdi. Kerem gibi dinamizm getirecek bir tercih savunma dengesini bozabilirdi. Rotasyon haftası mıydı? Şampiyonluk baskısının bu kadar yoğun olduğu bir süreçte hem de Avrupa’da Nottingham mağlubiyetiyle tur artık gitmişken hücum kurgusunu bozmak ne kadar doğruydu, soru işareti.

Talisca meselesi de ayrı bir başlık. Brezilyalı yıldız, stoperlerin arasında ezildiği oyunda etkisiz kalıyor. Onu verimli kılan senaryo; savunmayı meşgul eden bir forvetin varlığı ve ceza sahası yayı çevresinde bulduğu boşluklar. Bu yapı oluşmadığında oyun Fenerbahçe adına kilitleniyor.

Asıl problem ise mental. Galatasaray’ın puan kaybettiği haftalarda Fenerbahçe’nin üzerindeki “fırsat baskısı” artıyor. Bu durum takımı rahatlatmıyor, tam tersine sıkıştırıyor. Şampiyonluk yarışında en zor şey rakibin hatasını avantaja çevirebilmektir. Sarı-lacivertliler bunu başaramadı.

Sakatlıklar da cabası. Daralan kadro, sınırlı rotasyon, milli araya kadar yoğun tempo… Teknik ekibin işi kolay değil. Ancak büyük takımlar kriz anlarında karakter gösterir.

Kasımpaşa’nın ilk yarıdaki oyununu takdir etmek gerekir. Planlı, disiplinli ve cesurdular. İkinci yarıdaki zaman geçirme tercihleri ise futbolun gri alanlarından biri olarak tartışılabilir.

Sonuç olarak Kadıköy’de iki dakikalık bir cennet yaşandı. Ama Fenerbahçe o cennette kalmayı yine başaramadı. Şimdi soru şu: Bu kırılma takımı aşağı mı çekecek, yoksa ayağa kalkma refleksi mi doğuracak?

Maçın Üçlüsü

Nene - Levent - Asensio