Dün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ydü. Telefonum susmadı. Mesajlar aktı. Sosyal medyada güzel sözler yazıldı.
Davet üstüne davet.
Çiçek gönderenler oldu.
İnsan ister istemez duygulanıyor.
Bu meslek genelde yalnızlıktır çünkü.
Bazen de görünmez olmak.
O yüzden arayan, soran, mesaj atan, kapımızı çalan, bir cümleyle bile “yanındayız” diyen herkese içtenlikle teşekkür ederim.
Gerçekten iyi geldi.
Gazetecilik, takvimde bir güne sığmıyor.
Çünkü bu ülkede gazeteci olmak kutlama değil, mücadele işidir.
Yarın ne olacağını kimse bilmiyor.
Bugün varsın.
Yarın olmayabilirsin.
Bugün ekrandasın.
Yarın kapı önünde.
Bugün yazıyorsun.
Yarın “bir süre ara veriyoruz” denebilir.
Türkiye’de gazetecilik artık böyle bir meslek.
İstikrarı olmayan,
güvencesi olmayan,
geleceği belirsiz bir hayat.
10 Ocak “Çalışan Gazeteciler Günü”.
Ama asıl soru şu:
Kaç gazeteci çalışabiliyor?
Gazetecilerin en büyük sorunu artık sansür değil sadece.
İşsizlik.
Medya küçülüyor.
Ekonomi daralıyor.
Patronlar ilk kimi çıkarıyor?
Gazeteciyi.
Bir kalem eksiliyor.
Bir kamera kapanıyor.
Bir haberci sessizleşiyor.
Sonra o insanlar ne yapıyor?
YouTube açıyor.
Kendi sitesini kuruyor.
Sosyal medyadan haber yapmaya çalışıyor.
Bağımsızlık diye alkışlanan şey aslında
hayatta kalma mücadelesi.
Reklam yok.
Sigorta yok.
Düzen yok.
Ama haber var.
Israr var.
Direnç var.
Bir de ifade özgürlüğü meselesi var.
O da hâlâ bu ülkenin en büyük yarası.
Cezaevinde gazeteciler var.
Yargılanan gazeteciler var.
Soruşturma üstüne soruşturma geçirenler var.
Kalemle uğraşmak, dosyayla uğraşmaktan daha zor hale geldi.
Üstüne bir de son zamanlarda yaşananlar…
Operasyonlar.
İddialar.
Manşetlere düşen gazeteciler.
İnsan şaşırıyor.
Bu meslek nereye gidiyor diye soruyor.
Bir yanda susturulanlar.
Bir yanda dağılanlar.
Bir yanda savrulanlar.
Ama bir yanda hâlâ direnenler de var.
10 Ocak bu yüzden sadece bir kutlama değil.
Bir hatırlatma.
Gazetecilik hâlâ var.
Zayıf.
Yorgun.
Yaralı.
Ama hâlâ ayakta.
Bize mesaj atan herkes, aslında şunu söyledi:
“Buradasınız.”
Biz de diyoruz ki:
Evet.
Buradayız.
Kalemle.
Kamerayla.
Sözle.
Ve her şeye rağmen
yazmaya, sormaya, anlatmaya devam ediyoruz.
Çünkü bu ülkede hâlâ doğru söze, doğru habere ve vicdanlı kalemlere ihtiyaç var.
Tüm okurlarıma iyi pazarlar diliyorum.
Kendinize dikkat edin.
Pazartesi İstanbul’da yoğun kar bekleniyor;
soğuk havaya, yollara ve birbirinize karşı biraz daha özenli olalım.
Kalem susmasın, umut da.