Ünlü Filozof Aristoteles’in bir sözü var, aklıma sık sık düşüyor: “Sevdiklerinizle siyaset yapmayın. Siyaset dostlukları zedeler. Siyasetçiler yollarına devam eder; siz dostlarınızı yitirmekle kalırsınız.”

Bugün etrafıma baktığımda, bu cümlenin ne kadar haklı olduğunu her gün yeniden görüyorum.

Çünkü siyaset geçiyor, ama kırılan dostluklar kalıyor.

Bir gazeteci olarak uzun zamandır şuna dikkat ediyorum.

Haberlerden çok, insanların yüzlerine bakıyorum.

Söylenenlerden çok, söylenmeyenleri dinliyorum.

Ve orada, sokakta, pazarda, apartman boşluğunda aynı şeyle karşılaşıyorum:

Bir kırılma hâli.

Siyaset sertleştikçe, insanlık geriye çekiliyor.

Mahalleler sessizleşiyor.

Selamlar azalıyor.

Bakışlar soğuyor.

Eskiden fikir ayrılığıydı bu.

Şimdi neredeyse husumet.

Siyaset, insanları yan yana getirmesi gerekirken, insanların arasına duvar örüyor.

Üstelik bu duvarlar Meclis’te değil, sokakta yükseliyor.

Yukarıda koltuklar için tepişiliyor.

Aşağıda komşular birbirine düşüyor.

Tepişenler zarar görmüyor.

Ama kırılanlar mahallede kalıyor.

En tehlikelisi de şu:

Artık insanlar birbirine insan olarak değil, etiket olarak bakıyor.

Ne söylediğin değil, kime oy verdiğin önemli.

“Bizden misin?” sorusu, her şeyin önüne geçiyor.

Bu ayrışma en çok yerel siyasette can yakıyor.

Çünkü yerel siyaset, en yakınınla yapılan siyasettir.

Aynı apartmanda yaşadığın, aynı sokakta yürüdüğün, aynı pazardan alışveriş yaptığın insanla göz göze geldiğin yerdir.

Ama tam da burada siyaset en hoyrat hâlini alıyor.

Bir muhtarlık seçimi, iki komşuyu küstürüyor.

Bir belediye tartışması, aynı apartmanı ikiye bölüyor.

Yerel siyaset, hizmet konuşması gerekirken, hesaplaşma alanına dönüşüyor.

Oysa yerel siyaset, insanı merkezden çıkardığı anda zehire dönüşür.

Çünkü sen o insanla

aynı çöpü paylaşıyorsun,

aynı kaldırımı paylaşıyorsun,

aynı okulun önünde bekliyorsun.

Klavye başında edilen küfürler, savurulan tehditler, linç yarışları…

Bunların hiçbiri siyaset değil.

Bunlar sadece öfkenin siyasete kılıf geçirilmiş hâli.

Siyaset sandıkta yapılır.

Sosyal medyada değil.

Elbette herkesin bir fikri var.

Bir partisi, bir ideolojisi, bir duruşu var.

Ama hepsinin çok gerisinde,

sessiz ama güçlü bir kimlik duruyor:

İnsan olan hâlimiz.

Birbirimize baktığımızda etiketi değil de derindeki o insanı görebilirsek…

Belki yeniden aynı şehirde değil, aynı hayatta yaşadığımızı hatırlarız.

Bugün siyaset, bizi aynı masadan kaldırdı.

Aynı sofradan uzaklaştırdı.

Aynı mahallede yabancılaştırdı.

Ve farkında olmadan bizi insanlıktan ihraç etti.

Hep birlikte yaşamak istiyoruz.

Ama hep birlikte ölmek istemiyorsak…

Birbirimize saygı duymayı yeniden öğrenmek zorundayız.

Çünkü bu ülkede, bu sokaklarda, bu mahallelerde…

Bizim birbirimizden başka kimsemiz yok.