Ülke günlerdir tek bir konuya kilitlenmiş durumda. Ekranlar, manşetler, sosyal medya…Aynı görüntüler, aynı mesajlar, aynı iddialar.
Tanıdık ya da tanımadık bazı isimlerin yazışmaları, görüntüleri, özel hayatları…
Her detay ortada.
Ortada bir soruşturma var.
Uyuşturucu ciddi bir mesele.
Bunu kimse inkâr etmiyor.
Ama paylaşılanların büyük bölümü iddialarla doğrudan ilgili değil.
Kişisel mesajlar.
Özel görüntüler.
Mahrem alanlar.
İnsanlar yetişkin.
Özel hayat, özel hayattır.
Suç varsa, yargı bakar.
Delil varsa, savcı inceler.
Ama herkesin yatak odasını toplumun önüne sermenin kamu yararı yok.
Aksine, bu işler magazinleşiyor.
Hatta zaman zaman rahatsız edici bir hâl alıyor.
Bir de şu soru var:
Bu bilgiler nasıl sızıyor?
Gizli olması gereken yazışmalar nasıl oluyor da herkesin önüne düşüyor?
Kim sızdırıyor?
Kime servis ediliyor?
Bu sorular cevapsız.
Asıl konuşmamız gereken şey şu:
Uyuşturucu meselesi bireysel vakalarla mı sınırlı, yoksa daha geniş bir yapının parçası mı?
Eğer öyleyse, toplumun bilmesi gereken özel hayatlar değil, bu yapının kendisidir.
Ama biz ne yapıyoruz?
Detaylara takılıyoruz.
Yan konulara sapıyoruz.
Kim kiminle yazışmış,
kim nerede görülmüş…
Asıl mesele arada kaynıyor.
Bu arada ülkede başka şeyler oluyor.
Ekonomi konuşulmuyor.
Geçim derdi konuşulmuyor.
Asgari ücret artıyor ama yetmiyor.
Kiralar uçmuş.
Faturalar kabarmış.
Emeklinin hâli ortada.
Siyaset alanı daralıyor.
Kayyumlar, gözaltılar, tutuklamalar gündeme girip çıkıyor.
Ama hiçbir başlık uzun süre konuşulmuyor.
Çünkü gündem sürekli değişiyor.
Gürültü çok.
Bilgi az.
Görüntü bol.
Gerçek sınırlı.
Toplum yoruluyor.
Dikkat dağılıyor.
Uyuşturucu meselesi şov konusu değildir.
Magazin hiç değildir.
Bu ülkenin sorunları özel hayat detaylarıyla örtülecek kadar küçük değil.
Sonuç ortada:
Gerçek gündem geride.
Ekonomi geride.
Geçim geride.
Adalet geride.
Önde olan ne?
Gürültü.
Ve biz bu gürültüye her geçen gün biraz daha alışıyoruz.