Aylardır yazıp çiziyoruz; ABD Başkanı Trump’ın kişilik sorunu yaşayan, tutarsız ve güvenilmez bir şahsiyet olduğunu defalarca dile getirdik. Ancak her seferinde bu gerçeği bir kez daha acı bir tebessümle gözlemlemek zorunda kalıyoruz.
Salı günü NATO zirvesi için Türkiye'ye gelen ABD Başkanı Donald Trump, ayağının tozuyla Türkiye'ye adeta bir müjde verdi. CAATSA yaptırımlarının kaldırılacağını belirterek, Türkiye’nin F-35 savaş uçaklarını alacağını açıkladı. Bu sözler, Ankara’da heyecanla karşılandı. Fakat ne oldu? Trump, Ankara’dan ayrılırken aynı konuya dair yaptığı açıklamada, "Henüz tamamen kararımı vermedim," diyerek verdiği sözü anında geri aldı. İki gün içerisinde iki farklı söylem, aynı ağızdan çıktı.
İşte bu haber, ne kadar haklı olduğumuzun en somut kanıtıdır. Bir söylediği diğerini tutmayan, rüzgârdan bile hızlı yön değiştiren bir kişilik Trump. Daha da vahimi, bu karakter yoksunluğu içindeki kişi, dünyanın süper gücünün başkanlık koltuğunda oturuyor. Ne yazık ki, bu durum sadece bir liderlik zafiyeti değil, aynı zamanda küresel istikrar açısından da büyük bir tehlikedir. Zira kılavuzu karga olanın burnu b..tan kurtulmaz derler; dünyanın en güçlü ülkesinin başındaki ismin bu denli öngörülemez olması, geriye kalan tüm dünya liderlerini ve milyarlarca insanı belirsizliğin kucağına itmektedir.
Trump’ın Ankara’daki söylemleriyle bölgesel dengeleri sarstığını, ardından İsrail’e karşı farklı bir dil kullandığını üzülerek izliyoruz. “Ankara’da dostum Erdoğan,” diyerek uçaktan inen Trump, ayrılırken bu kez “dostum Bibi (Netanyahu)” diyebiliyor. Oysa Netanyahu gibi binlerce masumun kanıyla ellerini kirleten, bölgeye ateş topları saçan bir şerefsize “dostum” diyen birinin, bizim Cumhurbaşkanımıza da aynı samimiyetsiz üslupla “dostum” demesi beni şahsen derinden yaralıyor.
Dostluk, sadece kürsülerde sarf edilen kelimelerden ibaret değildir; dostluk ilkeler üzerine kurulur, duruşla ispatlanır. Ancak Trump’ın diplomasisinde tutarlılık değil, anlık çıkar hesapları ve popülist söylemler hâkimdir. Bir gün CAATSA kalktı,F35 leri Türkiye'ye verebilirim der, ertesi gün “karar vermedim” der. Bir gün Doğu Akdeniz’de Türkiye ile iş birliğinden bahseder, ertesi gün Rum Kesimi’ne silah satar. Bu oyunun adı dostluk değil, manipülasyondur.
Kendi adıma konuşmak gerekirse, kan ve gözyaşı üzerinden yükselen bu tür “dostluk” gösterilerine itibar etmiyorum. Masum insanların katledilmesine göz yuman, soykırıma varan politikaların arkasında duran bir siyasetçiyle “dost” olunmaz. Bu anlayış ne benim vicdanıma sığar, ne de Türk milletinin mazlumiyet tarihine yakışır.
Sonuç olarak, Trump’ın üslubu ve değişken tavırları, yalnızca ABD siyasetinin değil, küresel siyasetin güvenilirliğini de yerle bir ediyor. Bugün söylediği yarın unutulan, yarın attığı imzanın ertesi günü geçersiz sayılan bir anlayışla dünyayı yönetmeye kalkışmak, sorumsuzluğun daniskasıdır. Dünya liderleri artık anlamalıdır ki, müttefiklik ve dostluk yalnızca fotoğraf karelerinde değil, kararlılıkta ve söylemlerdeki tutarlılıkta saklıdır.
Aksi hâlde söyleyecek sözümüz yok; yalnızca bugün yine haklı çıktığımızı not düşüp, gelecek kaygısıyla baş başa kalıyoruz.
Bu yaşananlar, bize her zaman en sağlam ittifakın önce kendi iç birliğimiz ve milli duruşumuz olduğunu bir kez daha hatırlatmalıdır. Dışarıdaki hiçbir "dost"un sözüne bel bağlamamalı, kendi ayaklarımızın üzerinde durmayı ve kendi kaderimizi tayin etme irademizi daima canlı tutmalıyız. Zira güçlü ve bağımsız bir Türkiye, dünyanın neresinden gelirse gelsin her türlü samimiyetsizliğin üstesinden gelebilecek potansiyele sahiptir.