Kış mevsiminde Doğu’ya her iniş başka bir duygudur. Uçak alçalırken beyaz bir coğrafya uzanır altınızda. Serttir. Sessizdir.
Ama bir o kadar da vakurdur.
Basın Platformu’ndaki gazeteci meslektaşlarımla birlikte üç günlük bir Doğu yolculuğuna çıktık.
Iğdır, Ardahan, Kars…
İlk olarak Iğdır Havalimanı’na indik.
Küçük bir terminal.
Ama büyük bir coğrafyanın kapısı.
Ve yol başladı.
IĞDIR: SADELİĞİN GÜCÜ
İlk durağımız Tuzluca Mağaraları oldu.
Toprağın altındaki tuz damarları…
Şifa arayanların adresi…
Sessiz ama güçlü bir doğa mucizesi.
Iğdır küçük bir şehir.
Ama içinde sakladığı potansiyel büyük.
Sonra sofraya oturduk.
Bozbaş.
Bölgenin en bilinen, en köklü yemeği.
Lezzeti hafızaya kazınacak kadar güçlü.
Iğdır’dan Ardahan’a doğru yola çıktık.
Kar yolları, dağ siluetleri, beyaz örtü…
Bir kartpostalın içinden geçer gibi.
ARDAHAN: MANZARAYA KARŞI BİR YATIRIM
Ardahan’a vardığımızda akşam olmuştu.
Ve şehrin üstünde, kaleye hâkim bir noktada bir konak karşıladı bizi.
Ensar Öğüt Konağı.
Üç dönem CHP milletvekilliği yapmış bir ismin, memleketine bıraktığı kalıcı bir iz.
Manzaraya bakıyorsunuz…
Bütün Ardahan ayaklarınızın altında.
Işıklar. Sessizlik.
Soğuk ama berrak bir hava.
Otelde bizi son derece zarif bir şekilde ağırladılar.
Odalar, detaylar, manzara…
Bu şehir yıllardır yatırım bekleyen bir şehir.
Göç veren.
Sessizleşen.
Kaderine bırakılan.
Ama böyle işler umut verir.
Memleketine yatırım yapan her isim kıymetlidir.
Çünkü siyaset gelip geçer.
Ama bırakılan eser kalır.
Ensar Öğüt’ün bu yatırımı Ardahan için ciddi bir kazanım.
Keşke daha çok örneği olsa.
Ardahan’da sıcak bir sofra: AGARA
Aynı akşam kalenin hemen üst tarafında bir mekâna gittik.
Adı: Agara.
Dışarıdan küçük bir kafe gibi.
Ama kapıyı açınca bambaşka bir atmosfer.
Ahşap detaylar.
Sıcak bir ışık.
Kalenin manzarası.
Mekânın sahibi emekli öğretmen Nesrin Aslangörür.
Karadenizli.
Ama Ardahan’ın gelini.
Ve Ardahan’ın yöresel mutfağını yaşatmak için kolları sıvamış.
Kaz eti.
Hengel.
Yöresel çorbalar.
Ev yapımı lezzetler.
Orada sadece yemek yemiyorsunuz.
Ardahan’ı tadıyorsunuz.
Hem gözünüz doyuyor o manzarayla…
Hem mideniz bir şölen yaşıyor.
Agara sadece bir kafe değil.
Bir kültür durağı.
Ardahan’a yolu düşen mutlaka Nesrin Hoca’nın sofrasına oturmalı.
Çünkü o sofrada sadece yemek yok.
Hikâye var.
ÇILDIR GÖLÜ: DONMUŞ BİR MASAL
Ertesi sabah yönümüz Çıldır’dı.
Her yıl düzenlenen Çıldır Gölü festivali bu yıl iptal edilmişti.
Ama göl oradaydı.
Donmuş.
Bembeyaz.
Sonsuz gibi.
Gökyüzüyle birleşmiş bir beyazlık.
Atlı kızaklar süzülüyor.
Atların nefesi buhar oluyor.
Halaylar çekiliyor.
Kahkahalar yükseliyor.
Çıldır sadece bir göl değil.
Bir doğa mucizesi.
Görülmesi gereken bir yer.
Ve evet…
Ardahan’ı cazip kılan en güçlü marka.
Ama Ardahan’a baktığınızda değişen çok bir şey yok.
Şehir hâlâ kaderine terk edilmiş gibi.
Çıldır olmasa konuşulmayacak bir şehir hâlâ.
Ama ne yazık ki bu doğa harikasının altı hâlâ boş.
Dünyadan ve yurt içinden binlerce insan Çıldır Gölü’nü görmek için geliyor.
Donmuş gölün üzerinde saatler geçiriyor.
Fotoğraf çekiyor.
Hayran kalıyor.
Ama sonra?
Oturup doğru düzgün yemek yiyebileceğiniz bir yer yok.
Isınıp bir çay, bir kahve içebileceğiniz bir tesis yok.
Temiz, düzenli, göle yakışır bir sosyal alan yok.
Böylesine eşsiz bir doğa mirasının bu kadar sahipsiz bırakılması kabul edilebilir değil.
Çıldır Gölü sadece izlenen bir manzara olmamalı.
Özenli, temiz, doğayla uyumlu tesislerle desteklenmeli.
Bu güzellik kaderine terk edilmemeli.

KARS: BÜYÜLEYİCİ AMA…
Akşam Kars’a geçtik.
Ve başka bir hikâye başladı.
Rus mimarisi.
Taş binalar.
Geniş caddeler.
Kars Kalesi’ne çıktık.
Altında Hasan Harakani Türbesi.
Sokaklarda akordeon sesi.
Kafkas oyunları.
Ateş başında sohbetler.
Gece yürüyorsunuz…
Adım atacak yer yok.
Kars şu an Türkiye’nin en gözde kış rotası.
Turist akını var.
Oteller dolu.
Sokaklar kalabalık.
Ve bunu hak ediyor.
Ama…
BİR COĞRAFYA BU KADAR GÜZEL OLUP BU KADAR SAHİPSİZ OLABİLİR Mİ?
Şimdi açık konuşalım.
Turizm patlaması var.
Ama şehir hazır değil.
Sokaklar bakımsız.
Çukurlar var.
Altyapı zayıf.
Gereksiz bir pahalılık hissi hakim.
Plansız bir kalabalık.
Bu noktada Kars Belediyesi tabloyu görmek zorunda.
MHP’li bir belediye.
İktidar ortağı bir parti.
Ankara ile aynı siyasi çizgi.
Bu kadar avantajlı bir şehir, Türkiye’nin en gözde kış rotası olmuş bir kent,
Daha planlı, daha disiplinli, daha vizyoner yönetilmeli.
Turizm kendiliğinden sürdürülebilir olmaz.
Bugün kalabalık var diye rahat olunmaz.
Yarın insanlar başka rotalara kayar.
Kars bir fırsat yakaladı.
Ama bu fırsat doğru yönetilmezse heba olur.
BOĞATEPE: BİR KÖYDEN DÜNYAYA
Ardahan-Kars hattı aynı zamanda bir peynir coğrafyası.
Boğatepe Köyü’ne gittik.
İlhan Koçulu.
Yıllardır Kars peynirini dünyaya tanıtan bir isim.
Gravyer üretimini ayağa kaldıran bir öncü.
Peynir müzesi kuran.
Slow Food ağına dahil olan.
Anadolu’nun kaybolan zanaatini yaşatan bir vizyon.
Boğatepe sadece bir köy değil.
Bir kültür laboratuvarı.
Yüksek rakım.
Zengin flora.
Doğal süt.
Ve dünyaya açılan bir marka.
Boğatepe bir köyden fazlası.
Bir vizyon.
Demek ki isteyince oluyor.

YALNIZÇAM: KEŞFEDİLMEYİ BEKLEYEN BİR HAZİNE
Yalnızçam Kayak Merkezi’ne çıktık.
Kristal kar.
Uzun pistler.
Sessizlik.
Teleferiğe bindik.
Yukarıdan baktığınızda o beyaz örtü insanın içini açıyor.
Kalabalık yok.
Gürültü yok.
Türkiye’nin belki de en sakin, en bakir kayak merkezlerinden biri.
Potansiyel var.
Ama tanıtım zayıf.
Ama burada da ciddi bir eksiklik var.
Aşağıda eskiden hizmet veren bir otel varmış.
O da kapanmış.
Şu an birkaç küçük noktada, öylesine çay kahve içilebilecek yerler dışında bir şey yok.
Teleferikle yukarı çıkıyorsunuz…
Belki de Türkiye’deki birçok kayak merkezinden daha uzun bir hat.
Ciddi bir tırmanış.
Muhteşem bir manzara.
Ama yukarı vardığınızda ne var?
Bir seyir terası yok.
O manzarayı izleyebileceğiniz bir tesis yok.
O anı taçlandıracak bir sosyal alan yok.
Teleferikle çıkıyorsunuz, birkaç dakika bakıyorsunuz ve geri dönüyorsunuz.
Oysa Yalnızçam sadece kayak yapılan bir yer değil.
Bir deneyim alanı olabilir.
Bir cazibe merkezi olabilir.
Burada da eksik olan şey aynı:
Vizyon.
Ve şimdi…
Tüm bu eleştirilere rağmen şunu gönül rahatlığıyla söylüyorum:
Kars anlatılmaz.
Yaşanır.
Çıldır görülmeli.
Boğatepe’ye gidilmeli.
Yalnızçam keşfedilmeli.
Ensar Öğüt Konağı’nda manzaraya bakılmalı.
Doğu hâlâ Türkiye’nin en büyüleyici coğrafyası.
Sadece biraz daha akla,
Biraz daha plana,
Biraz daha sahipliliğe ihtiyacı var.
Büyüyen bir turizmin arkasında güçlü bir yerel vizyon olmazsa,
Bu güzellik kendi çukurunda kaybolabilir.
Ve yanlış yönetilen bir turizmin bıraktığı iz kolay silinmez.
Bu yolculukta üç gün boyunca bize eşlik eden bir isim daha vardı.
Gazeteci meslektaşımız Suat İncedere.
Suat sadece rehberlik etmedi.
Bu coğrafyanın hafızasını açtı bize.
Kars’ın, Ardahan’ın tanıtımı için yıllardır emek veren, yüreği kocaman bir gazeteci.
Bu yazının içinde onun emeği var.
O yüzden özel bir teşekkür borçluyum.
Bazen bir şehri şehir yapan, haritalar değil;
o şehir için dertlenen insanlardır.
Suat İncedere de tam olarak böyle bir isim.