ABD’nin Vermont eyaletinde yaşayan Caitlin Abrams’ın alışılmadık bir uğraşı var: Eski mezar taşlarını temizliyor ve orada yatan insanların yaşamlarını araştırıyor.
Özellikle 18. ve 19. yüzyıldan kalma mezarlara odaklanıyor. Doğum ve ölüm kayıtlarını, evlilik belgelerini ve eski gazete haberlerini tarayarak unutulmuş hayatları gün yüzüne çıkarıyor. Enteresan bir uğraş. Korkutucu olduğu kadar zevkli de olmalı.
Örneğin 1852 yılında henüz 21 yaşında ölen Mary Bailey’nin mezar taşını temizledikten sonra kız kardeşinin mezarıyla da ilgilenmiş.
Abrams’ın çalışmaları sosyal medyada ilgi görüyor. Ancak tarihi mezar taşlarının yanlış yöntemlerle temizlenmesi kalıcı hasara neden olabiliyor. Bu nedenle uzmanlar izin ve uygun koruma yöntemlerinin önemini vurguluyor. Mezar taşları, kişisel alanlar gibi görünse de, bir tarih barındırdığından aynı zamanda kuruma altındaki yerler.
Bu haberi okuyunca aklıma şu geldi; niye mezar taşlarımız günden güne küçüldü? Neydi, ne oldu?
Araştırınca ilginç şeyler buldum. Eski Türk mezar geleneğinden, Osmanlı geleneğine, ekonomiden tarihe bir çok bilgiye ulaştım.
Mesela öğrendim ki tek bir mezartaşı yokmuş. İhtiyaca göre, yere göre çeşit çeşit.
Ayak Taşı (Şahide) Geleneği: Geleneksel mezarlarda (özellikle Osmanlı ve İslam geleneğinde) mezarın hem başucunda büyük bir dik taş (baş taşı) hem de ayak ucunda daha kısa, küçük bir taş (ayak taşı) yer alır. Küçük olan taş ayak taşıdır. Çocuk veya Bebek Mezarları: Mezarlıktaki küçük taşlar doğrudan çocuk veya bebeklere ait kabirleri işaret etmek için kullanılır.
Zamanla Toprağa Gömülme ve Aşınma: Yüzyıllık eski mezarlarda toprak kayması, çökme veya asırlar içinde taşların toprak altında kalması nedeniyle normalde büyük olan kitabeler dışarıdan sadece küçük bir parça gibi görünebilir.
Aslında buralara nerden geldim biliyor musunuz? Niye daha büyük mezar taşlarımız yok ki… neler neler yazılır üstüne kimbilir… kim bilir?
Niye küçük taş diye bir araştırınca, bir çok unsur karşıma çıktı. Mesela;
Geçmiş dönemlerde veya ekonomik imkânların kısıtlı olduğu yerlerde, büyük mermer veya taş bloklar yerine sadece kimliği ve yönü belirtecek kadar mütevazı ve küçük taşlar tercih edilmiş.
Aynı mezar yerine birden fazla defin yapıldığında (aile kabristanları), ana anıtın yanına sonradan eklenen kişileri temsil eden daha küçük ek taşlar konulabiliyor.
Mezar taşlarına daha çok şey yazılabilecek büyük anıtlar yerine daha küçük veya sadeliği ön plana çıkaran taşların tercih edilmesinin arkasında kültürel, dini, mali ve pratik nedenler yatıyor.
İslam başta olmak üzere pek çok semavi dinde ve gelenekte, ölümün herkesi eşitlediğine inanılır. Çok büyük, gösterişli ve şatafatlı mezar taşları dikmek, dünyadaki zenginlik veya statü farkını mezara taşımak olarak görülür ve hoş karşılanmaz.
İnançsal olarak asıl olanın dünya hayatı değil ahiret hayatı olduğu vurgulanır. Bu nedenle geçici dünyaya ait mezarın aşırı büyük ve kalıcı bir anıt haline getirilmesinden kaçınılır.
Geleneksel mezar taşlarında (örneğin Osmanlı döneminde) uzun uzun hikayeler yazmak yerine, semboller kullanılırdı. Taşın büyüklüğü değil, üzerindeki işleme ve başlık her şeyi anlatırdı. Ölen kişinin mesleği, cinsiyeti veya ölüm sebebi (örneğin genç yaşta öldüyse kırılmış bir gül goncası) taşa işlenen küçük bir sembolle ifade edilirdi. Bu yüzden sayfalarca yazı yazılabilecek büyük bir alana ihtiyaç duyulmazdı.
Eski dönemlerde büyük taş bloklarını ocaklardan çıkarmak, taşımak ve usta sanatkarlara işlemek çok büyük maliyetler gerektiriyordu. Sadece padişahlar, sadrazamlar veya çok zengin aileler büyük anıt mezarlar (türbeler) yaptırabilirdi; halk ise bütçesine uygun küçük taşlar tercih ederdi.
Çok büyük ve ağır dik taşlar, zamanla toprağın kayması, depremler veya şiddetli rüzgarlar nedeniyle devrilme ve kırılma riski taşır. Küçük ve yere sağlam oturan taşlar yüzyıllarca bozulmadan kalabilir.
Mezarlıklar kamusal ve sınırlı alanlardır. Çok büyük anıt taşlar veya devasa mezar yapıları, yanındaki diğer mezar alanlarını işgal edeceği ve mezarlığın kapasitesini hızlıca tüketeceği için hem geçmişte hem de günümüzde yerel yönetimler tarafından sınırlandırılmış. Doğru karar. Parası olan en şatafatlısından yaptıracak; parası olmayan, sevgisinin özleminin daha azmış gibi gösterildiğini düşünecek.
Aslında mezartaşı son bir not mudur ki? Ama bu tabii “ ölüm zamanının belirsizliği” ile çelişiyor. Üstelik de bizde bir söz vardır, “mezar bekler ölüyü”… mezartaşını önceden alırsan, çağırırsın denir.
Mezarını ve mezartaşını önceden alanlar da vardır elbette. Her şey hazır olsun, kimseye zahmet vermeyeyim diyen de vardır. Benim istediğim şekilde olsun diyen de.
Mezartaşına ne yazılacağına önceden karar vermek mi isterdiniz? Söylenmeyenlerin ebedi mekanda yüze vurulmasını mı? İyi insan mı desinler? Layığını buldu mu?
Ya da ne dediklerinin artık önemi yok mu?
İyi yaşayalım… iyiymiş gibi değil.
Tekrar görüşelim.
Didem Dede