Pazar günleri biraz yavaşlamaktır. Biraz durmak. Biraz düşünmek. Haftanın koşuşturmasından sıyrılıp insanın kendine bakmasıdır.

Ama bazen insan kendine bakmak yerine başkalarının hayatına bakıyor.

Kim ne yapmış, nereye gelmiş, kim alkış almış…

Ve fark etmeden içimize bir duygu yerleşiyor: kıskançlık.

Kıskançlık sessiz başlar.

Bağırmaz.

İlk anda fark edilmez.

Önce bir rahatsızlık hissi verir.

Bir başkasının başarısı batmaya başlar.

Mutluluğu göze sokulmuş gibi gelir.

İnsan, içinden “neden ben değil” demeye başlar.

Sonra kıskançlık büyür.

Akıl yerine duyguyu yönetir.

Vicdan geri çekilir.

İyi niyet yavaş yavaş kaybolur.

Kıskanan insan, zamanla kendisi olmaktan çıkar.

Artık kendi hayatıyla ilgilenmez.

Başkalarının hayatına odaklanır.

Kim ne yapmış, kim nereye gelmiş, kim alkış almış…

Ve en tehlikeli nokta tam burada başlar.

Kıskançlık, iyiyi görmek istemez.

Başarıyı küçümser.

Emekle dalga geçer.

Bazı insanlar sadece senin ışığını, enerjini ve başarını kıskanır;

sen kötülük yapmasan bile bu senin varlığından huzursuz olmalarına yeter.

Zamanla kötülüğe meyleder.

Dedikodu başlar.

İma başlar.

İftira başlar.

Çünkü kıskançlık cesur değildir.

Açıkça konuşmaz.

Yüz yüze gelmez.

Arkadan iş çevirir.

Kıskanç insan, zarar vermeye başladığında rahatlar.

Bir başkasının canı yandığında, kendi acısı azalır sanır.

Ama yanılır.

Çünkü kötülük edenin en büyük zararı,

başkasına değil, kendinedir.

Kıskançlık insanın içini kemirir.

Huzurunu alır.

Uykusunu bozar.

Kalbini daraltır.

Başkası düşsün diye kazılan her kuyu,

bir gün kazanın önüne çıkar.

Hayat garip bir terazidir.

Kimin ne yaptığı, eninde sonunda kendi hanesine yazılır.

Bir başkasının başarısını çekemeyenler, kendi yolunu kaybeder.

Bir başkasının mutluluğuna tahammül edemeyenler,

hayattan keyif alamaz.

O yüzden kıskançlık, bir duygu değil, bir esarettir.

İnsan isterse bu esaretten kurtulur.

İsterse de içinde büyütür.

Ama şunu unutmasın:

İyilik büyür.

Kötülük döner.

Ve kıskançlığın esiri olanlar, eninde sonunda kendi gölgesinde kaybolur.

Kıskançlığa değil, kendi yolumuza odaklandığımız;

başkasının ışığını söndürmek yerine kendi ışığımızı büyüttüğümüz bir pazar olsun.

İyi pazarlar.