Her insan bayramı aynı duygu ve düşüncelerle kutlayamıyor maalesef. Hayat herkese adil olmadığı gibi bu noktada eşit de davranmıyor.

Bayramların en büyük özelliği büyüklerin hürmet ve sevgiyle hatırlandığı, sayıldığı akraba konu komşu yakın çevre hep beraber görüşülmeye vesile kılındığı zamanlar. Hem de ne güzel zamanlar. İbadetlerin çok daha coşkuyla yapıldığı, bayram namazına büyük küçük, çoluk çocuk aşkla gidildiği, bayram kahvaltısının, akşam yemeğinin tadına doyum olmadığı kalabalık sofralar. İşte bu sofralarda ne kadar eksilmemişsen o kadar şanslısın. İşte bu sofralarda ne kadar kalabalıksan o kadar ağzının tadı yerinde. İşte bu sofralarda herkes ne kadar birbiriyle barışık, aynı dili konuşup, espriler havada uçuşuyorsa işte o kadar mutlusun. Kendini istemsizce bayramın o coşkulu kollarına bırakıverirken bulursun. Öte yandan hani rahmetli Volkan Konak’ın ‘herkesin bir derdi var durur içerisinde’ şarkısında söylediği gibi işte o kalabalık sofradan anne veya baba eksilmişse o zaman işin rengi tamamen değişiyor maalesef. Belki yine kalabalık sofralar kuruluyor, belki yine muhabbetli sofralar oluyor, belki yine güzellikler yaşanıyor ama işte o içinde duran yarım kalmışlık ve özlem duygusu ister istemez o coşkuyu insana biraz temkinli yaşatıyor. Çoğu ailede, hele bir de bayram tatillerini gezi tatiline çevirenler için büyük bir çözülme ile artık aile fertlerini birbirine bağlayacak, akrabalık bağlarını ayakta tutucak temel direk hayatta olmadığı için o eksiklik çoğu ailede domino etkisi yaratıyor ve artık o eski kalabalık sofralardan eser bile kalmayabiliyor. Ben de o fırtınadan etkilenenlerden biri olarak bir süredir babamlı bayramları, babamlı ezanları, şarkıları, misafirlikleri, yemeklerin tadını, dostları, akrabaları, o uzun bolluk bereket içinde seslerin yükseldiği bayram sofralarını özlüyordum.
2013 yılı itibariyle babamdan önce, babamdan sonra diye bir kavram girdi hayatıma. Şarkılar notasız, sofralar lezzetsiz, günler güneşsiz, bayramlar coşkusuz kalakaldı bu yalan dünyada. Kahkaha atınca içimden bir kahkaha daha atmak gelirdi en neşelisinden.
Başkaydı babamın gülüşü, gözlerinin içi gülerdi baktıkça,
umut doluydu her sözü, sarıp sarmalar, korur kollardı kahramanca. Babamlı zamanları özlüyenlerdenim ben de, zaman geçtikçe insan daha çok özlüyor kayıplarını. Tarifi mümkün olmayan bir özlem oluşuyor insanın içinde.
Nazım Hikmet, “Eskimek ne güzel eksilmedikçe” demiş. Hayatın kendi akışı içinde ilahi kusursuz bir denge var ve bunun doğal sonucu olarak zaman geçiyor ve insanlar da ortamları da aynı kalmıyor, değişiyor, gelişiyor insan. Bu değişim bazen özlediğin o kalabalık sofraları, kahkahaları, o eski bayramları da yaşatıyormuş insana yeniden. İnsan yaşadıkça, yaş aldıkçaymış. Bugün nasibimde ölmeden o hayalini kurduğum sofrada yeniden oturmak da varmış. Bazen ikinci bir şans doğabiliyormuş insanın hayatında. Ve hayat devam ederken tüm bu özlenen duyguların bir kez daha hayatında vuku bulmasının kıymetini bilmek, yeniden inşa olunan, o coşkulu bayramların tadını çıkarmak kalıyor insana.

İlkeli Söz; Hayat kıymetini bilenler için her zaman daha cömerttir.