Bir yanda mutfakta yangın, tencerede kaynamayan çorba, öbür yanda kutu kutu dönen servetler.

Ayakkabı kutusundan baklava kutusuna uzanan bu yol, aslında bize şunu gösteriyor:

Siyasetçilerin kutusu dolarken, milletin torbası boş kalıyor.

Market çıkışında kasiyer “kart mı nakit mi?” diye soruyor.

Milletin cebinde kartın limiti dolmuş, nakit desen kalmamış.

Şimdi bakıyorum da...

Biz kartın limitini düşünürken, memleketin siyaseti kutunun limitini zorlamış.

Dün AK Parti iktidarında ayakkabı kutuları manşetlerdeydi.

Hani şu milyon dolarların sayma makinesiyle devşirildiği, kasalarda taşan, ayakkabı kutularından fışkıran paralar...

Bugün CHP’de baklava kutuları çıktı sahneye.

Tatlı niyetine değil, bildiğin nakit.

Sanki kutuya konulan baklava değil, Euro dolu baklava kutuları.

Önce Manavgat’ta patladı mesele.

CHP’li belediyede “bağış” denilen meblağlar baklava kutularında saklanmış.

Özgür Özel bile sinirinden “boğazlayasım geldi” dedi.

AK Parti de fırsat bu fırsat deyip hemen yapıştırdı:

“Bak işte CHP’nin öz adı: Euro baklava...”

Bir dönem ayakkabı kutularıyla anılanlar, şimdi baklava kutusuyla dalga geçiyor.

Hani şu dön dolaş yine kutu siyaseti...

Olan yine vatandaşa.

Emekli markette peynirin gramını hesaplıyor, memur evladına harçlık ayarlayamıyor, kiracı başını sokacak ev bulamıyor.

Ama siyasetçinin kutusunda yer çok şükür...

Bir ayakkabı kutusu yetmezse, bir baklava kutusu illa bulunuyor.

Diyeceksiniz ki, “bu ülkede hesap soran yok mu?”

Valla adaletin terazisini gören beri gelsin...

Kutuları gören çok, içini kurcalayan yok.

İşte memleket manzarası:

Milletin kutusu boş, siyasetin kutusu dopdolu.

Kimisi içine para koyar, kimisi dosya, kimisi baklava.

Ama hepsinin ortak paydası belli:

Kutudan çıkan asla halkın derdi olmaz.

Sonuç: artık kutu siyaseti değil, milletin cebini dolduracak politikaları konuşma zamanı geldi.

Yoksa bu kutu hikayesinin sonu hepimizi boğar.

Şimdi sıra sizde: Kutular mı daha ağır, yoksa yoksulluk mu?