Bazı haberler vardır. Gazeteci refleksiyle yazamazsınız. İnsan olarak durursunuz önce. Bir genç kadın gitti. 37 yaşında. Hayatın tam ortasında. Hayalleri, planları, yarınları varken…
Gülşah Durbay’ın ölümü, sıradan bir vefat haberi değil.
Bu yüzden Türkiye ağladı.
Bu yüzden Manisa’nın acısı büyüdü.
Siyaset serttir.
Hızlıdır.
Acımasızdır.
Ama cenazelerde susar.
Manisa’da susan sadece siyaset değildi.
Herkes sustu.
Çünkü giden bir belediye başkanı değil, genç bir kadındı.
Manisa bu acıyı aylar önce de yaşadı.
Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek’in ardından…
Şimdi bir kayıp daha.
Aynı şehir.
Aynı meydanlar.
Aynı gözyaşları.
İki cenaze, aynı sessizlik.
Bu tesadüf değil.
Bu, hayatın acı bir hatırlatması.
Özgür Özel’in cenazede dökülen gözyaşları siyaseten okunamaz.
Bu, bir genel başkanın ağlaması değildi.
Bir insanın ağlamasıydı.
Gülşah Durbay, onun için sadece bir ilçe belediye başkanı değildi.
Gençlik kollarından beri yanında yürüyen,
kardeşi gibi sevdiği, emeğine güvendiği bir isimdi.
Manisa, Özgür Özel’in sadece memleketi değil artık.
Kayıplarının da şehri.
Gülşah Durbay’ın hikâyesi sadece hastalıkla sınırlı değil.
Bir de yıpratma var.
Genç.
Kadın.
Başarılı.
Yetmedi.
Dedikodular başladı.
İftiralar dolaştı.
Siyasetin en çirkin dili devreye sokuldu.
Üstelik ağır bir hastalıkla mücadele ederken…
Üstelik hayata tutunmaya çalışırken…
Açıklama yapmak zorunda bırakıldı.
Susmak isterken konuşturuldu.
Bugün o dedikoduların, o çirkin karalamaların
bir tabutun başında ne kadar anlamsız olduğu daha iyi görülüyor.
Hayat Kısa, Hırslar Uzun…
Koltuklar kalıcı sanılıyor.
Unvanlar çok önemli zannediliyor.
Hırslar büyüdükçe insan küçülüyor.
Sonra bir cenaze geliyor.
Her şeyi siliyor.
Geriye ne kalıyor?
Bir “iyi insandı” cümlesi.
Bir “çok erkendi” fısıltısı.
Bir de keşke…
Geriye…
Geriye makamlar kalmadı.
Geriye koltuklar kalmadı.
Geriye…
bir genç kadının yarım kalan hayalleri,
onu sevenlerin gözyaşları
ve bir hoş seda kaldı.
Mekânın cennet olsun Gülşah Başkan.