Şu sıralar ekranlarda, Amerika'da düzenlenen FIFA Dünya Kulüpler Şampiyonası'nı izliyoruz. Turnuva heyecanı ve üst düzey futbol keyifli olsa da, arka planda büyüyen bir sorun dikkat çekiyor: futbolcuların tükenmişliği. Son yıllarda, giderek daha fazla oyuncu, FIFA'nın neredeyse hiç ara vermeden dayattığı bu yoğun tempodan şikâyet ediyor.

Geçen sezon Premier Lig'in önemli isimleri Rodri ve Alisson Becker, bu durumu açıkça eleştirenlerin başında gelmişti. Ancak artık sadece birkaç yıldız değil, neredeyse tüm futbol camiası, bu yoğun programın yarattığı fiziksel ve mental yükün altında ezildiğini dile getiriyor. İzlediğimiz maçlarda sıkça yaşanan sakatlıklar da bu durumun en net göstergesi. Oyuncular dinlenemeden, üst üste maçlara çıkmaya zorlanınca, kas yırtıkları, bağ kopmaları ve kronik yorgunluklar kaçınılmaz hale geliyor.

Bayern Münih’in yıldızı Musiala’nın sakatlanması da bu durumun son örneklerinden biri. Genç yıldızın uzun süre sahalardan uzak kalması, takımını sezonun kritik aşamasında önemli bir silahından mahrum bıraktı. Peki bu sakatlıkların temelinde yatan neden ne? Cevap basit: Futbolcular artık nefes alamıyor!

FIFA’nın ve diğer futbol organizasyonlarının sürekli yeni turnuvalar eklemesi, kulüp maçlarıyla milli maçlar arasında sıkışan futbolcuları adeta bir "makine" gibi çalıştırıyor. Oysa futbolcular robot değil, insan. Yoğun tempo, sadece sakatlıkları artırmakla kalmıyor, aynı zamanda oyun kalitesini de düşürüyor. Yorgun ve sakat oyuncularla oynanan maçlar, taraftarlara da haksızlık.

Peki çözüm ne? Öncelikle, futbolcuların sesine kulak verilmeli. Daha dengeli bir takvim oluşturulmalı, sezon içinde dinlenme aralıkları artırılmalı. Ayrıca, kulüpler ve milli takımlar arasında daha iyi bir koordinasyon sağlanarak, oyuncuların üzerindeki baskı hafifletilmeli.

Futbol, seyir zevki yüksek bir oyun olarak kalmalı. Ancak bunun yolu, yıldızların sağlığından geçiyor. FIFA ve diğer yetkililer, bu sorunu görmezden gelmeye devam ederse, gelecekte daha fazla yıldızın erken sönüşüne şahit olabiliriz. Çünkü futbol, yorulan ayaklar üzerinde değil, dinç bedenler ve özgür ruhlar üzerinde yükselir.